(1086 S. K. m. 427) (818 S. K. m. 125) (506 S. K. m. 18)
Dava: Davacı, toplam 7.187.871.-TL. nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Davacı, 7050873.-TL. değerli gelir, 111.915.-TL. fiili ödeme ve 25083.-TL. tedavi giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece istenen alacağın tamamının davalı Ahmet ... tahsiline, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine, kurumun temyiz isteminin ise, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesinlikten reddine karar verilmiştir.
Oysa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 4145 Sayılı Yasanın birinci maddesiyle değişik 427. maddesine göre kesinlik sınırı 400.000.-TL.'den 10.000.000.-TL.'ye çıkarılmış ise de aynı kanun'un geçici birinci maddesi uyarınca yapılan değişikliklerin kanun'un yürürlük tarihinden sonra açılacak davalara uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Kanun'un yürürlük tarihi 23 Haziran 1996 dava tarihi 25.6.1993'tür. Bu durumda temyiz isteminin reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Kurumun ret kararını tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük süre içerisinde temyiz ettiği görülmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece verilen 8.1.1997 tarihli ret kararını Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesinin son fıkrası gereğince bozulmasına ve ilk temyiz dilekçesine göre temyiz isteminin incelenmesine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Davada, sigortalı Nuri ... işveren müteveffa Mehmet Nuri ... ait Kütahya Azim ... fabrikasında 1952-1973 tarihleri arasında çalıştığı, Nuri ... 1966 yılında ölümünden sonra fabrikanın davalı mirasçılara geçtiği, 1973 yılında diğer davalıların fabrikasından ayrılan sigortalının 1.6.1974-31.10.1975 tarihleri arasında da davalı Ahmet ... Çini fabrikasında çalıştığı, sigortalının 1975 yılından sonra başka bir işyerinde çalışmadığı kendisine 1976 yılında SSK tarafından yaşlılık aylığı bağlandığı, yaşlılık aylığı almakta iken 1990 yılında meslek hastalığından öldüğü ve hak sahiplerine meslek hastalığı sigortası kolundan gelir bağlandığı öne sürülmüş ve bağlanan gelirin peşin değerinin ve diğer sosyal sigorta yardımlarının rucüen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istenmiştir.
Mahkemece davalılardan Ahmet ... dışında kalan davalılar yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de gerçekten işverenle sigortalı arasındaki davalar Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca başka bir hüküm mevcut olmadığı taktirde on yıllık zamanaşımına tabidir. Kurum sigortalının halefi olarak dava açtığına göre kurum ile işveren arasındaki rücu davaları da on yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak zamanaşımının başlangıcı bağlanan gelirin kurumun yetkili organının onayladığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Zira kurumun talep hakkı bu tarihte doğmuştur. Dosyada mevcut gelir bağlama kararlarının onay tarihleri 1991 yılı olduğu anlaşıldığına göre bu tarihten itibaren on yıllık süre geçmeden dava açıldığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.
Hal böyle olunca işin esasına girilip varılacak sonuç uyarınca karar verilmelidir. İşin esasına girildiğinde şu noktalar üzerinde özenle durulmalıdır.
Sigortalının Ahmet ... işyerinden 31.10.1975 diğer davalıların işyerinden ise 1973 yılında ayrıldığı konusunda herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Sigortalının her işverenin yanında ne kadar süre ile çalıştığı ise davacının iddia ettiği kadar olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Bilindiği gibi 506 Sayılı Yasanın 18. maddesine göre: Meslek hastalığı halinde, bu kanunda yazılı yardımlardan yararlanmak için sigortalının çalıştığı işte meslek hastalığına tutulduğunun hekim raporu ile tespit ettirilmesi gerekir. Meslek hastalığı sigortalı olarak çalıştığı ve böyle bir hastalığa sebep olacak işten ayrıldıktan sonra meydana çıkmış ise sigortalının, bu kanunla sağlanan yardımlardan yararlanabilmesi için eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması arasında bu hastalık için tüzükte belirtilen süreden daha uzun bir zamanın geçmemiş olması şarttır. Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü meslek hastalıklarında yükümlülük süresini 10 yıl olarak tespit etmiştir.
Tüzükte belirlenen sürenin Sosyal Sigortalar Kurulu Yüksek Sağlık Kurulu kararıyla uzatılması mümkün değildir. Keza yükümlülük süresi geçse bile meslek hastalığı ile iş yerinde çalışma arasında illiyet bağı varsa hastalığın meslek hastalığı sayılacağına dair Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğünün 63/2. maddesi 18. maddeye aykırıdır. Tüzüğün yasaya aykırılığı hallerinde tüzük hükümlerinin uygulanamayacağı bilinen hukuksal gerçeklerdendir.
Öte yandan her işveren kendi işyerindeki çalışmalardan kaynaklanan hastalıktan sorumludur. Sigortalı başka başka işyerlerinde çalışmış ise birbirlerinin işyerlerinde geçen çalışmalardan ortaya çıkan kusurlu davranışlardan ötürü müteselsilen sorumlu tutulamaz. Olayda davalı Ahmet ... sigortalının kendi işinde çalışması esnasında kusuruyla hastalığın ortaya çıkmasına veya var olan hastalığın artmasına sebebiyet vermiş ise ancak artan kısım kadar sorumludur.
Bundan başka 18. maddeye göre önemli olan yön rapor tarihi değil hastalığın ortaya çıktığı tarihtir.
O itibarla mahkemece yapılacak iş, sigortalının davalıların işyerinde çalışmasından kaynaklanan meslek hastalığından ölüp ölmediği, meslek hastalığından ölmüş ise bu hastalığın işten ayrıldığı tarihten sonra hangi tarihte ortaya çıktığı, davalı Ahmet ... işyerinde çalıştığı süre dikkate alınarak buradaki çalışması dolayısıyla meslekte kazanma güç kaybına etki derecesinin ne olduğu, keza diğer davalıların işyerindeki çalışma süresi itibariyle etki derecesinin ne olduğu konularında Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan görüş sormak, davalılar bu görüşe itiraz ettiği taktirde adli tıp meclisinden rapor almak, bu işlemler tamamlandıktan sonra davalıların kusur derecelerinin saptanması bakımından konuda uzman kişilerden kusur raporu almak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Kuşkusuz hastalığın yükümlülük süresinden sonra ortaya çıktığı anlaşıldığı takdirde şimdiki gibi karar verilecektir.
Öbür yönden davalı Ahmet hakkında dava kabul edilmiş olmasına karşın kararı temyiz etmediğinden kurumun lehine oluşan usulü kazanılmış hak olgusu göz ardı edilmemelidir.
Mahkemece açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.03.1997 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy