(506 S. K. m. 9, 10, 26, 140) (818 S. K. m. 125)
Dava: İş kazası sonucu malul kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle zaman aşımı yönünden davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı Avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.11.1997 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat ile karşı taraf adına Avukat geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 9 ve 10. maddeleri olup, anılan maddelerde öngörülen yasal koşulların varlığı önceki 1995/2007 esas sayılı rücu davasında kesinleşmiştir.
Davada uyuşmazlık konusu olan husus; zamanaşımının oluşup oluşmadığı ve 506 sayılı Kanunun madde 9-10 çevresinde işveren aleyhine açılan rücu davalarının hangi tür zamanaşımına tabi olduğudur
506 sayılı Kanunda bu davaların hangi tür zamanaşımına tabi olduğu, süresi ve başlangıç tarihi konusunda özel bir hüküm yoktur. Giderek bu konunun genel hükümler ve özellikle Borçlar Kanununa göre çözümlenmesi zorunludur.
Öncelikle 506 sayılı Kanunun 26. maddesine dayanılarak işveren aleyhine açılan davalarda zamanaşımı süresi işveren ile sigortalı arasındaki hukuki ilişkinin sözleşmeye dayanması nedeniyle Borçlar Kanununun 125. maddesi gereğince 10 yıldır. Başka ifade ile nasıl sigortalı işveren aleyhine 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde dava açılabiliyorsa, sigortalının haklarına halef olan Kurum dahi 10 yıl içerisinde dava açabilir.
Öte yandan 506 sayılı Kanun madde 9-10'da öngörülen işverenin yasal sürede bildirge verme yükümü Kanundan doğmakta ise de; bunun kaynağı, sigortalı niteliğinin kazanılması giderek 506 sayılı Kanunun madde 2 çevresinde bir hizmet akdine dayanılarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılmadır. Giderek işverenin 506 sayılı Kanunun 9 ve 10. maddelerde öngörülen yükümü, sigortalı ile işveren arasındaki hizmet ilişkisi ile kazanılan sigortalılık niteliğinin sonucudur. Bu çevrede işveren, çalıştırdığı sigortalıyı kuruma bildirmemek ve primlerini ödememek suretiyle aradaki sözleşmeye aykırı hareket etmektedir. O halde sözleşmeler için kabul edilen 10 yıllık zamanaşımının burada da uygulanması gerekir.
Diğer yönden 506 sayılı Kanunun 9 ve 10. maddelerinde zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda işverenin kusuru bulunmasa bile sorumluluğuna gidilmektedir. Aynı Kanunun 26. maddesine dayanılarak açılan davalarda ise; işveren kusuru yoksa sorumlu tutulmamaktadır. Bu durumda 10. madde uyarınca açılan davalar, işveren yönünden daha ağır sonuç doğurmaktadır. 506 sayılı Kanunun madde 26 çevresinde açılan davalar 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğuna göre daha ağır sorumluluğu gerektiren 10. maddeye dayanılarak açılan davaları haksız fiil zamanaşımına tabi kılmak çelişkiye yol açacaktır.
Öte yandan Borçlar Kanunu madde 41'de tanımını bulduğu üzere haksız fiil, hukuka aykırı olarak başkasına zarar veren ve sorumluluk getiren kusurlu davranıştır. Giderek haksız fiilin unsurları eylem- hukuka aykırılık-zarar-kusur ve illiyet bağıdır. Bu çevrede işverenin işçi çalıştırdığını örneği Kurumca hazırlanacak bildirgelerle en geç 1 ay içinde Kuruma bildirmeme eyleminin, hukukça Borçlar Kanunu madde 41 kapsamında bir haksız eylem olduğundan söz edilemez. Zira Kurumun yasada öngörülen yardımları yapmasına yol açarak Kurumu zarara uğratan olay, işverenin işe giriş bildirgesini vermemesi değil iş kazasıdır. Giderek haksız fiilin unsurlarından olan illiyet bağı unsuru yoktur. Başka ifade ile işverenin işe giriş bildirgesini vermeme hareketi ile Kurumun 506 sayılı Kanunda öngörülen yardımları yapmak suretiyle uğradığı zarar arasında illiyet bağı yoktur. İşverenin bu eyleminin 506 sayılı Kanunun madde 140 uyarınca suç sayılarak cezai yaptırıma bağlanması da, yukarıda öngörülen nedenle bu eyleme haksız fiil niteliği vermez. Giderek haksız fiile ilişkin zamanaşımının, 506 sayılı Kanunun madde 9-10 ile ilgili rücu davalarında uygulanması mümkün değildir.
Bu çevrede 506 sayılı Kanunun 9 ve 10. maddelerine dayalı rücu davaları 10 yıllık akdi zamanaşımına tabidir ve zamanaşımı süresinin başlangıcı her bir gelir artışının Kurumun yetkili organlarınca onaylandığı tarihtir.
Dava konusu olayda da; davaya konu gelirlerin onay tarihleri 4.9.1987 ve 31.10.1996 olup, dava tarihi 17.12.1996, itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir.
Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmadan yazılı gerekçelerle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurumun bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve davacı Avukatı yararına takdir edilen 20.000.000.-lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine oyçokluğuyla 18.11.1997 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy