(1479 S. K. m. 41) (2829 S. K. m. 4)
Dava: Öldürülen sigortalının hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesi davasının bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle isteğin kısmen kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı ve davalılardan Metin varislerince istenilmesi ve davacı Avukatı tarafından da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26.5.1998 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat Ufuk ile karşı taraf Metin varislerinden Asil geldi. Diğer davalılar adlarına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi Neslihan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 3165 sayılı Kanunla değişik 63. maddesi olup anılan madde hükmüne nazaran 3. bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli tüm yardımları yapar, ancak yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, araç sahiplerine ve diğer sorumlulara rücu eder. Bu çevrede, sadece iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası yönünden değil, 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı ya da hak sahiplerine yapılan diğer yardımların bu meyanda ölüm sigortasından yapılan tahsislerin ilk peşin değeri bakımından da anılan maddede öngörülen diğer koşulların gerçekleşmesi durumunda Bağ-Kur'un rücu hakkı mevcuttur. Dava konusu olayda, davalılardan Musa'nın asli fail, diğer davalıların murisleri Metin ve Şefik'in fer'i şerik olarak katıldıkları eylem sonucu Bağ-Kur sigortalısının ölümü üzerine hak sahiplerine ölüm sigortası kolundan bağlanan aylıkların ilk peşin değerinin rucüen tahsili istenmiştir. Öte yandan 1479 sayılı Kanunun 41. maddesinde ölüm aylığından yararlanma koşulları bentler halinde öngörülmüş olup, anılan maddenin a bendi hükmüne göre ölüm tarihinde en az 3 tam yıl sigorta primi ödemiş olan sigortalının hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanacaktır. Başka ifade ile 1479 sayılı Kanun kapsamında ölüm aylığından yararlanmak için; ölen kimsenin sigortalı olması, sağlığında belirli tam sayıda prim ödemesi ve yararlanacak kimselerin de hak sahibi niteliğini taşıması gereklidir. Giderek anılan maddede öngörülen ölenin sigortalı olmasına ilişkin koşulun varlığının kabulü için, ölenin ölüm anında Bağ-Kur kapsamında aktif sigortalı niteliğini taşıması şart olmayıp, ölüm tarihinde aktif Bağ-Kur sigortalısı olması dahi ölümü öncesinde 1479 sayılı Kanun madde 24-25'te belirtilen biçimde sigortalı niteliğini kazanmış bulunması yeterlidir. Somut olayda da, sigortalının ölüm tarihi itibariyle 15.3.1986-12.2.1989 ve 14.12.1989- 20.7.1991 tarihleri arasında 4 yıl 6 ay 6 gün Bağ-Kur sigortalılığı olup, ölüm sigortasından tahsis için 1479 sayılı Kanunun 41/a maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmiştir.
Diğer taraftan 2829 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre, Kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydı ile birleştirilir. Aynı Kanunun aylığı bağlayacak Kurum başlığını taşıyan 8/2 maddesinde ise; malullük, ölüm...hallerinde ilgililere hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu Kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanacağı öngörülmüştür. Bu yönde; Dairemizin önceki bozma kararında da belirtildiği üzere ve davalı tarafın savunması çevresinde müteveffanın ölümü anında hizmet akdi ile çalışıp çalışmadığı, 506 sayılı Kanunun 2. maddesi kapsamında sigortalı niteliğini haiz olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır. Sonuçta müteveffanın ölümü tarihinde ya da Bağ-Kur aktif sigortalılığının sona ermesinden sonra 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı niteliğini taşıdığının saptanması durumunda ise, 2829 sayılı Kanunun 8/2. maddesi hükmüne göre hak sahiplerine hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu Kurumca yani Sosyal Sigortalar Kurumunca bileştirilen hizmet süreleri üzerinden kendi mevzuatına göre aylık bağlanması gerekeceğinden; hak sahiplerinin 506 sayılı Kanun hükümleri çevresinde ölüm aylığına hak kazanıp kazanmayacakları yöntemince araştırılıp irdelenmelidir. Bu yönde hizmet süreleri toplamının aylık bağlanmasına yeterli olmaması halinde, 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanamayacağından, davacı Bağ-Kur'un, 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre ölenin hak sahiplerine ölüm sigortasından yaptığı tahsisin ilk peşin değeri bakımından, aynı Yasanın 63. maddesi hükmü çevresinde davalılara karşı rücu hakkı bulunduğu açıktır. Kaldı ki, hak sahiplerine 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre, Sosyal Sigortalar Kurumunca ölüm sigortasından tahsis koşullarının sübutu halinde dahi, Bağ-Kur, 2829 sayılı Kanunun 13. maddesi hükmüne nazaran hak sahiplerine ölüm sigortasından Sosyal Sigortalar Kurumunca kendi mevzuatına göre bağlanacak aylığa, sigortalının Bağ-Kur Kanununa tabi olarak geçen hizmet sürelerinin, birleştirilen hizmet sürelerinin toplamına oranı esas alınmak suretiyle iştirak edeceğinden başka ifade ile 2829 sayılı hükümleri uyarınca ilgili diğer Kurumca bağlanacak aylıklardan, belirtilen esasa göre saptanacak oranda Bağ-Kur sorumlu bulunduğundan; Bağ-Kur'un her halde, hak sahiplerine bağlanacak işbu aylıklardaki kendi iştirak hissesine göre belirlenecek ilk peşin değer bakımından da rücu hakkı bulunmaktadır.
Öte yandan, Dairemizin önceki bozma kararında; ölen kişinin, ölüm tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olup Bağ-Kur sigortalısı olmadığının saptanması halinde, Bağ-Kur'un rücu hakkı bulunmayacağına ilişkin saptaması; hak sahiplerine iş kazası nedeniyle gelir bağlandığı biçiminde delillerin yanlış değerlendirilmesinden kaynaklanan maddi yanılgı sonucu olup, bu yönde özellikle davalılardan Ş. Çınar mirasçıları lehine oluşmuş usulü kazanılmış haktan bahsedilemez.
Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar göz önüne alınmadan yazılı biçimde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, temyiz edenlerin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre davacı Kurum ile temyiz eden davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, davacı Avukatı yararına takdir edilen 20.000.000.-lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine ve temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 26.05.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy