(506 S. K. m. 60, 63, 63/B) (3201 S. K. m. 6/A) (1479 S. K. m. 35) (2926 S. K. m. 17) (2709 S. K. m. 10, 49, 60, 62)
Dava: Davacı, 3201 sayılı Yasaya göre yaptığı yurtdışı hizmet borçlanmasının geçerli olduğunun ve iptal edilen yaşlılık aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanması ve ödenmesi gerektiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Akif ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: Dosya içeriğine göre, davacının yurt dışında hizmet akdi ile çalışırken 17.5.1995 tarihinde yurda kesin dönüş yaptığını beyan ederek 22.6.1994 tarihinde 3201 sayılı Yasaya göre borçlanma talebinde bulunduğu, borçlanma tutarını 1.6.1995 tarihinde ödediği ve daha sonra kendisine yaşlılık aylığı bağlandığı, yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra davalı Kurumca Alman Sigorta merciinden alınan yazıda 1.1.1995-15.4.1995 tarihleri arasında işsizlik yardımı, 21.4.1995- 1.5.1995 tarihleri arasında Almanya da çalıştığından bahisle borçlanma işlemi ve yaşlılık aylığının iptal edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen delillerden açıkça anlaşılacağı üzere, davacının Almanya da işsizlik sigortasından yardım alması 1.1.1995-21.4.1995 devresine ilişkin fiilen çalışması ise 21.4.1995-1.5.1995 devresine ilişkin olup davacının yurda kesin dönüş yaptığını belirttiği 17.5.1995 tarihinden önceye ait olup davacının yurda kesin dönüş tarihinin aksini göstermesi mümkün değildir. Mahkemece bu hususun yanlış değerlendirmesi isabetsiz olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 4/a maddesine göre de, davacının Alman Sigorta merciinden işsizlik sigortasından yardım almasına (Yurda kesin dönüşten önce veya sonra) diğer akit taraf ülkesinde ikamet edenler için yasal engel yoktur.
Ayrıca, 3201 sayılı Yasanın yürürlük tarihi 22.5.1985 tarihi olup bu Yasanın kabul edildiği ve daha önceki tarihlerde, yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için 506 sayılı Yasanın 60. maddesinde belirtilen şartlardan biride işçinin işinden ayrılması işi ile ilişkisinin kesilmesiydi. İşte bu şarta paralel olarak 3201 sayılı Yasanın 6/A.(a) fıkrasında Yurda kesin dönüş olması şartı konulmuştur. Ancak 506 sayılı Yasanın 63. maddesine bu fıkrası 29.4.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3279 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta ilken sigortalı olarak bir işte çalışmaya başlayanların yazılı talepte bulunmaları halinde yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam olunur. Ancak bunlardan 78. maddeye göre tesbit edilen prime esas kazançları üzerinden %24 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir. Bu primin 1/4ü sigortalı hissesi 3/4'ü işveren hissesidir şeklinde değiştirilmiş ve yaşlılık aylığı bağlanan kişilerin tekrar işte çalışmaları yasağı kaldırılmıştır. Böylece işten ayrılmadan yaşlılık aylığı bağlanması için şartlar oluşmuşsa yaşlılık aylığı bağlanabilecektir. Nitekim 1479 sayılı Bağ-Kur Yasasının 35. maddesinde de yaşlılık aylığı bağlanması için işten ayrılma şartı öngörülmemiştir. Keza 2926 sayılı Tarım Bağ-Kur Yasasının 17. maddesinde de çalışmakta olanlar yaşlılık aylığı yönünden şartlar oluşmuşsa yaşlılık aylığı alabilecekleri gibi çalışmalarına da devam edebileceklerdir. Yaşlılık aylığı için işten ayrılma şartı aranmamıştır.
Yukarıda belirtilen 3279 sayılı Yasa ile değişiklik yapılan 506 sayılı Yasanın 63/B fıkrası işten ayrılma şartını ortadan kaldırmış ve 3201 sayılı Yasanın işten ayrılma şartına paralel konulan 6/A(a) maddesindeki yurda kesin dönüş fıkrasını ilga etmiştir. Zira sosyal güvenlik Yasaları kamu düzenine ilişkindir. Aksinin kabulü ise Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine, çalışma hürriyeti ile ilgili 49. maddesine, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili 60 ve 62. maddelerine aykırı olur. Ayrıca, Yasaların amaçlarına, lafzlarına ve ruhlarına göre yorumlamamış, Yasaların maddelerinin dar kalıpları içinde kalmış oluruz.
Bu itibarla yukarıda gösterilen maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine oyçokluğuyla 30.04.1998 gününde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy