(506 S. K. m. 26, 92, Ek m. 24/f) ( 1086 S. K. m. 389)
Dava: Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davacı ve davalılardan Kasım Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Neslihan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı Kurum ile davalı Kasım 'ün sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 Sayılı Kanunun 26 maddesi hükmüne göre davalıların rücu alacağından sorumlulukları ancak anılan maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Hükme esas kılınan 20/9/1995 tarihli kusur raporunda, zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda davalılardan işveren şirkete % 60, Kasım'a % 5, sigortalıya % 35 oranında kusur verilmiştir. Giderek davalı Kasım 'ün % 5 kusur payı, şantiye şefi sıfatına dayalı olarak atfedilmiştir. Ne var ki, davalı Kasım'ın kaza tarihinde şantiye şefi sıfatının bulunmadığını savunması ve buna dayanak olarak ihale makamının 24/3/1992 tarihli yazası fotokopisini ibraz etmesi karşısında; öncelikle adı geçen davalının kaza tarihi itibariyle işyerinin şantiye şefi olup olmadığı, taraflardan bu konudaki delilleri sorulup, celbedilmek suretiyle yöntemince ve gereğince araştırılarak saptanmalı; şayet, davalı Kasım'ın işbu savunmasının sübutu halinde hakkındaki dava husumetten reddedilmeli; işverence kaza tarihi itibariyle işyerinde görevlendirilmiş bir şantiye şefinin bulunmadığının saptanması durumunda ise, şantiye şefine atfedilen % 5 kusur oranı, işverenin kusur payına dahil edilmelidir.
3- Davacı Kurumun rücu alacağının tavanını teşkil eden miktarın belirlenmesinde; hak sahibi erkek çocukla Barış ile Savaş'ın doğum tarihlerinin nüfus kaydında öngörülenden farklı olarak alınması giderek adı geçen hak sahiplerinin nüfus kaydına göre doğum tarihleri 1974, 1980 yılları olup, destekten yararlanma sürelerinin fiili durum araştırılarak orta ya da yüksek öğrenimde bulunup bulunmamalarına göre belirlenmesi gerekirken bu konuda eksik araştırma ile destekten yararlanma sürelerinin 18 yaşla sınırlı tutulması isabetsizdir. Öte yandan, adı geçen hak sahiplerine Sosyal sigortalar Kurumunca iş kazası sigortasından bağlanan aylığın 18 yaşın ikmali ile kesildiğinin saptanması halinde ise, iç tavanın fili ödeme miktarına göre belirlenmesi gerekeceği hususu da göz önünde tutulmalıdır.
4- Bilinmeyen dönemde artırım ve iskontolamanın yıllar itibariyle yapılmasında, yıllık kazanç kaybı miktarlarının matematiksel ilkelere aykırı biçimde sabit tutulması; hak sahibi çocuklar destekten çıktıktan sonra hak sahibi eşin destek payının arttırılmayarak sabit tutulması ve hak sahiplerine sosyal yardım zammının ölüm sigortası dosyasından ödenmesi karşısında mükerrer tahsile neden olunmaması bakımından, sosyal yardım zammının pasif dönem zararına dahil edilmemesi gerekirken aksinin kabulü yerinde değildir.
5- 506 sayılı Kanunun 92. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; maluliyet, yaşlılık ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse sigortalıya bu aylık ve gelirlerden Yüksek olanının tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Eşit olması halinde ise, iş kazası ve meslek hastalığından bağlanan gelirlerin tümü, diğerlerinin yarısı bağlanır. Dava konusu olayda hak sahiplerine ölüm sigortasından da aylık bağlanması karşısında, anılan madde de öngörülen yarıya indirme işleminin hangi sigorta kolundan bağlanan aylığa uygulandığı yöntemince araştırılmalıdır. Giderek yapılacak bu araştırma sonucu iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylığa uygulandığının saptanması halinde ise iç tavan buna göre belirlenmelidir.
6- Davacı Kurum, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine yaptığı yardımların, bu meyanda sosyal yardım zammı peşin değerinin rucüen tahsilini istemiştir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun sosyal yardım zammına ilişkin ek-24/f maddesi hükmüne göre, iki ayrı sigorta kolundan veya iki ayrı dosyadan gelir ve aylık alanlara en fazla ödemeye imkan veren bir dosya üzerinden sosyal yardım zammı ödemesi yapılır. Dava konusu olayda da; dosya içeriğine nazaran sosyal yardım zammının ölüm sigortası dosyasından ödendiğinin, iş kazalarıyla meslek hastalıkları dosyasından ödenen sosyal yardım zammının ise fiili ödemeye dönüştüğünün anlaşılması karşısında, davalının sosyal yardım zammı yönünden rücu alacağından sorumluluğu bu çevrede belirlenmelidir.
7- Faiz başlangıç tarihlerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun madde 389 uyarınca hüküm fıkrasında infazda tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta öngörülmemesi de keza usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, temyiz eden tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 26.05.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy