(506 S. K. m. 37) (2709 S. K. m. 10, 17, 56) (5434 S. K. Geç. m. 7) (1479 S. K. Ek. m. 14)
Dava: Davacı, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla, 120.000.000.-Tl. asıl alacak ve 108.000.000.-Tl. dava tarihine kadar işlemiş yasal faizi olmak üzere toplam 228.000.000.-Tl.nin faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, trafik-iş kazasına uğradığını ve geçici iş göremez hale geldiğini ve bu durumun 29.1.1992 tarihinden başlayarak 29.7.1993 tarihine kadar sürdüğünü, Kurumun bu süre için kendisine 18 aylık geçici iş göremezlik ödeneği ödemekle yetindiğini, fazlasını 506 sayılı Kanunun 37. maddesi hükmüne dayanarak reddettiğini ileri sürerek, reddedilen farkın tahsilini istemektedir.
Kurum işleminin dayanağı olan söz konusu 37. madde hükmü şöyledir:
Madde 37- Hastalık sebebiyle geçici iş göremezliğe uğrayan sigortalılardan geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş bulunanlara, geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak ve 18 ayı geçmemek üzere, her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilir.
Ancak, hastalık halinde geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için, Kurumca tayin ve tespit olunan hekim veya sağlık kurullarından dinlenme raporu alınmış olması şarttır.
Görüldüğü üzere sözü edilen 37. madde davada uygulanacak yasa kuralıdır. Ancak, Dairemizce anılan yasa kuralı Anayasanın 10., 17 ve 56. maddelerine aykırı görülmüştür. Nitekim 506 sayılı Kanunun 34. maddesi de tedavi süresi yönünden 18 aylık bir sınırlama öngörmüş iken, bu sınırlama Anayasaya aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesinin 17.11.1991 gün E.1990/27 sayılı kararıyla kaldırılmıştır. Bu durum göz önünde tutularak 37. maddede yer alan "ve 18 ayı geçmemek" sözcüklerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.
2-ANAYASAYA AYKIRILIK İTİRAZININ GEREKÇELERİ:
a )Anayasanın 17. ve 56. maddeleri açısından Anayasaya aykırılık:
Anayasanın "Kişinin Hakları ve Ödevleri"ne ayrılan ikinci bölümü, "Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" özdeyişle başlamaktadır. ( m.17 ) Bu kuralın aslında doğa kuralı olduğu, Anayasada yazılı bulunmasa da yaşamın bu doğa kuralı içersinde yürüyeceği söylenebilir. O halde, Anayasa koyucunun amacı doğa kuralını açıklamak olmadığını düşünerek, kuralın konulmasındaki gerçek amacın araştırılması gerekir. Danışma Meclisinin maddeye ilişkin gerekçesinde "bu madde ile yaşama, maddi ve manevi varlığın bütünlüğünü ve bunun geliştirilmesi hakkı korunmaktadır. Bu iki hakkın bir bütün teşkil ettiği, birbirini tamamladığı açıktır. Kanun güvencesi altında olan yaşama hakkını korumak için devlet, gerekli tedbirleri alacaktır" denilmektedir. 1961 Anayasasının 10. maddesinde bu durum daha açık bir ifade ile dile getirilmiş ve aynen "Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzurunu, sosyal adalet ve hukuk Devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasi, iktisadi ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar" hükmüne yer verilmişti. Şu halde 1982 Anayasasının 17. maddesini de, gerekçesine göre, 1961 Anayasası hükmü doğrultusunda anlamak gerekecektir. Nitekim, Anayasanın insan sağlığı ile ilgili 56. maddesinde de Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içersinde sürdürmesini sağlamakla görevli tutulmuştur. Devletin, vatandaş sağlığını koruma görevini Anayasanın 17. maddesi çevresinde de üstlenmiş bulunduğunu kabul etmenin önemi şuradadır: Anayasanın "sosyal ve ekonomik hakların sınırı" başlıklı 65. maddesine göre, "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini....mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir". Anayasanın madde sıralamasına ve bölümleri arasındaki düzenlemeye bağlı kalınırsa, 506 sayılı Kanunun ödeneği 18 aylık süre ile sınırlı tutan hükmünü de, devletin mali kaynakları yönünden savunulabilir. Ancak Anayasanın 17. maddesi "Sosyal Haklar ve Ödevler" bölümünde yer almadığı için bu maddenin Devlete yüklediği sağlık hizmeti 65. maddenin öngördüğü ölçüye bağlı değildir. Öte yandan, tedavi süresinin 18 ay ile sınırlandırılmasını, Anayasanın 13. maddesinde yazılı temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması nedenlerinden herhangi birine dayandırmak da mümkün görülmemektedir. Gerçekten 13. maddede öngörülen "Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amaçlarından" yalnızca sonuncusu konumuzu ilgilendirebilir. Ne var ki, geçici iş göremezlik ödeneğini 18 ay sonunda kesmek sigortalıyı aç bırakmak anlamına gelir. Bu bakımdan 506 sayılı Kanunun 37. maddesinin birinci fıkrasında yazılı sınırlandırma Anayasaya uygun sayılamaz.
b )Anayasanın 10. maddesi açısından Anayasaya Aykırılık:
Sosyal Sigortalar Kurumu yanında kişinin sosyal güvenliğini sağlayan öteki Kurumların başında T.C.Emekli Sandığı ve kısa adıyla Bağ-Kur gelmektedir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa 1425 sayılı Kanunla eklenmiş bulunan Geçici 7. madde ile ilgililere yapılacak sağlık yardımları düzenlenmiş olup tedavi süresinde hiçbir sınırlama getirilmemiştir. Bunun gibi 1479 sayılı BAĞ-KUR Kanununa 5.11.1985 günlü, 3235 sayılı Kanunla eklenen 14. Ek maddede sağlık yardımlarının süresi bakımından yalnızca yataklı tedavide 6 aylık bir sınır öngörülmüş, bunun dışındaki tedavilerde hiçbir sınır getirilmemiştir. Anılan hükümler göz önünde tutulunca, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 34. maddesindeki 18 aylık sınırlamayla, Sosyal Güvenlik Kurumları ve giderek onların iştirakçi ve sigortalıları arasında bir eşitsizlik yaratılmakta ve dolayısıyla anılan hüküm Anayasanın 10. maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle 506 sayılı Kanunun 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve 18 ayı geçmemek" sözcüklerinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasanın 152. ve 2949 sayılı Kanunun 28. maddeleri uyarınca resen Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve temyiz incelemesinin Anayasa Mahkemesi kararına dek geri bırakılmasına 7.7.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy