(506 S. K. m. 26, 134) (657 S. K. m. 13) (2709 S. K. m. 11, 117, 129)
Dava: Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır. Hükmün, davacı ve davalılardan T.C.D.D.Beton Travers, Abdurrahman , Veysel ve Fahrettin Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurumun temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalılar Abdurrahman ve Veysel temyizine gelince:
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26/1-2. maddesidir. Buna göre iş kazası ve meslek hastalığı işverenin kastı, suç sayılır eylemi, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu oluşmuşsa ilgililere yapılan sosyal sigorta yardımları işverene ödettirilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise işkazası veya meslek hastalığı üçüncü bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden oluşmuşsa Kurumca yapılan yardımlar üçüncü kişilere ve kusuru varsa onları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre, rücu edilir. Somut olayda davalıların kusurlu hareketleri sonucu sigortalının öldüğü, Kurumun iş kazası sigortası kolundan hak sahiplerine yardım yaptığı ve yapılan yardımların davalılardan rücuan ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.
Olayda, davalı TCDD.nin %60, diğer davalıların %5'erden %20, sigortalının da %20 kusurlu oldukları, Abdurrahman , Veysel ve Feyzullah 657 sayılı Yasaya göre memur oldukları dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Esasen bu konularda taraflar arasında herhangi bir çekişme mevcut değildir.
1982 tarihli T.C.Anayasası'nın 129. maddesinin 5. fıkrasına göre: "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurdan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve Kanunun göstereceği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir". Aynı maddenin son fıkrasında ise bu kimselerin işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması istisnalar dışında Kanunun gösterdiği idari mercilerin iznine bağlı olduğu hükmü getirilmiştir. 506 sayılı Yasanın 26. maddesinde memur ayırımı yapılmaksızın zararlandırıcı sosyal sigorta olayında kimin kusurlu eylemi varsa Kuruma karşı rücu alacağından sorumlu tutulacağı öngörülmüştür. Aynı Yasanın diğer maddelerinde de memurlar hakkında herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Görüldüğü üzere bu davada Anayasanın 129. maddesinin 5. fıkrası ile 506 sayılı Yasanın 26. maddesi çelişmektedir. Farklı bir anlatımla 26. maddenin uygulama olanağı sağlanırsa memur olan davalıların sorumluluğuna karar verilecek, Anayasanın sözü edilen maddesi uygulandığı takdirde sorumlu tutulamayacaklar ve dava da pasif husumet ehliyetleri bulunmadığından reddedilecektir. Daha sonra memurun bağlı olduğu TCDD idaresi rücu alacağından mahkum edildiği takdirde davalılara rücu edebilecektir. Yine Anayasanın 11. maddesi aynen: "Anayasa hükümleri, Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." hükmüne yer vermiştir. Hal böyle olunca, bir konuda Anayasa hükmü ile yasa hükmü arasında aykırılık bulunduğunda Anayasa hükmünün uygulanmasına öncelik tanınmalıdır. Zira normlar hiyerarşisinde piramidin tepesinde Anayasa, sonra Yasa, tüzük ve yönetmelik hükümleri gelmektedir. Bu bağlamda hemen belirtelim ki; hakim önüne gelen her meselede yasa hükümlerini ihmal edip Anayasayı uygulayacak değildir. Yasalarda açık-seçik düzenlemeler varsa, Anayasanın genel nitelikte hükümleri doğrudan uygulanamaz.
Gerçekte de Anayasa bir konuyu somut, ayrıntılı ve uygulanabilir nitelikte düzenlemişse ve o konuda yasadaki hükümlerle çelişiyorsa Anayasanın doğrudan doğruya uygulanması yasal ve hukuksal açıdan zorunludur. Mademki 506 sayılı Yasada memurların ve diğer kamu görevlilerinin sorumluluğu ile ilgili herhangi bir açık hüküm getirilmemiştir. O halde, olayda 129. maddenin 5. fıkrası uygulanmalıdır. Esasen anılan Yasanın 26. maddesi genel nitelikteki hükümlerle sorumluları belirlemiş olmasına karşın 129. madde konuyu ayrıntılı ve somut bir biçimde ortaya koyarak özel nitelikte hüküm koyduğu için uygulama önceliğine sahiptir.
Kaldı ki Anayasanın 177. maddesinin ( e ) bendi, mevcut Kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümleri veya doğrudan Anayasa hükümlerinin Anayasanın 11. maddesi gereğince uygulanacağını öngörmektedir. Bu madde dikkate alındığında 129. maddenin doğrudan uygulanması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Zira, 177. madde bütün olarak ele alındığında mevcut yasaların Anayasaya aykırı hükümlerinin değiştirilerek Anayasaya uygun hale getirilmesi yolunda amir hüküm konulduğu ve 506 sayılı Yasanın 26. maddesi Anayasanın 129. maddesine aykırı olduğu halde, 26. madde Anayasaya uygun biçimde değiştirilmemiştir.
Nitekim 657 sayılı Yasanın 13. maddesinde aynen "kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil ilgili Kurum aleyhine dava açarlar......Kurumun genel hükümlere göre, sorumlu personele rücu hakkı saklıdır." hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü gibi, Anayasanın 129. maddesi doğrultusunda özel yasada düzenleme yapılmıştır. Memur olan davalıların durumu 13. maddede sayılan personelden olduğu bilindiğine göre, davada bu maddenin de uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Zira, 506 sayılı Yasada kamu personeli ve memurların kamu görevini ifa ederken tazminatı gerektiren kusurlarından ötürü husumet ehliyetine sahip olup olmadıkları konusunda hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Böyle bir düzenleme 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 13. maddesinde dile getirildiğine göre, 506 sayılı Yasanın uygulanması halinde dahi 13. maddenin uygulanma önceliğine sahip olduğu söz götürmez. Memur, hizmet kusurundan ötürü hangi yargı yerinde yargılanırsa yargılansın yasal istisnalar dışında hem 129. maddeden hem de 13. maddeden yararlandırılmalıdır.
Hükümet gerekçesine göre, 2670 sayılı Kanunla değişik 13. maddenin getiriliş amacı ikidir;
1-Kamu personelinin kamu görevini yerine getirirken korkusuzca görev yapmasını sağlamak başka bir anlatımla tazminat tehdidi altında bırakmamak.
2-Tazminat alacaklısının alacağını daha güçlü kuruluştan tahsil etmesini teminat altına almaktır. Somut olayda iş kazasının oluşumunda kusurlu görülen davalı memur aleyhine doğrudan tazminat davası açılabileceği düşüncesine yer vermek, az yukarıda açıklanan ilkenin amaçlarıyla bağdaşmaz.
İşlenen kusurun "hizmet kusuru" sayılıp sayılamayacağı meselesi de incelenmiştir. Anayasanın 129. maddesinin 5. fıkrasında Anlatımını bulan: "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları....." sözcüklerinde geçen "yetkilerini kullanırken "kavramı" görevlerini yaparken" biçiminde anlamak gerekir.
Nitekim Anayasanın anılan 129. maddesine koşut olarak düzenlenen 657 sayılı Yasanın 13. maddesinde "görevleri yerine getiren personel" kavramına yer verilmiştir. 129. maddede geçen "kusur" sözcüğünün niteliğini belirlerken yorumun genişletilerek yapılması gerekir. İşlenen kusur ağır olsa dahi memurun ve diğer kamu görevlisinin söz konusu maddelerden yararlandırılmaları zorunludur. Olayımızda memur olan davalıların tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet verme suçunu işlediği sabittir. Bu suç taksirli bir suç niteliğinde olup, kasıtlı bir eylem söz konusu değildir. O itibarla taksirli suçların da 129. maddede ifade edilen "kusur" kavramının içeriğine dahil olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda yapılan işin kamu görevi niteliğinde olduğu tartışmasız olduğuna göre, memur olan davalıların işlediği kusurun "hizmet kusuru" sayılması gerektiği açıkça ortadadır.
Bu durumda, memur oldukları anlaşılan Abdurrahman , Veysel haklarındaki davanın yukarıda açıklanan nedenlerle reddine karar verilmelidir.
Memur olan diğer davalı Feyzullah hakkındaki davanın da aynı nedenlerle reddine karar verilmesi gerekirse de kararı temyiz etmediğinden bu konu davacı yararına usulü kazanılmış hak oluşturduğundan bozma sebebi sayılmamıştır.
Öte yandan hakkındaki dava husumetten reddedilecek olan davalıların kusurlarından ötürü davalı TCDD.ndan müteselsilen tahsili isteminde bulunulduğundan gerek Anayasanın 129, gerekse 657 sayılı Yasanın 13. maddeleri uyarınca bu personelin verdikleri zarardan ötürü davalı idare sorumlu bulunduğundan ve tüm zarar aynı zamanda davalı idareden de istendiğinden bu davalılar hakkındaki rücu alacağının davalı idareden tahsiline karar verilmelidir.
Davalı Memurların eylemleri bir idari işlem olduğuna göre onların fiilinden ötürü davalı idareden tahsile ilişkin istemin idari yargı yerinde mi, iş mahkemesinde mi? ileri sürülüp sürülemeyeceği meselesine gelince, gerçi idari işlemler aleyhine idari yargıda dava açılması gerektiği bilinmekte ise de dava 506 sayılı Yasanın uygulanmasından kaynaklandığına ve aynı Kanunun 134. maddesinde bu kanundan doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümlenmesi hükme bağlandığına göre, davada görev iş mahkemesinindir.
Mahkemece açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalılar Abdurrahman ve Veysel bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli,hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine oyçokluğuyla 21.12.1998 gününde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy