(1479 S. K. m. 70) (6762 S. K. m. 3, 21) (818 S. K. m. 105) (3095 S. K. m. 2)
Dava: Davalı, Türkiye Halk Bankası adına Av. Semra Emine Doğanlı
Davacı, davalı Banka ile aralarında imzalanan protokol kapsamında 1996 yılı sonu itibariyle vadesiz mevduat faizinin eksik tahakkuk ettirildiğinden bahisle, ödenmeyen vadesiz mevduat faizi miktarından oluşan asıl alacağın fer'ileriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Neslihan Sever tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: Davada, davacı Bağ-Kur ile davalı Banka arasında imzalanan protokol kapsamında 1996 yılı sonu itibariyle vadesiz mevduat faizinin eksik tahakkuk ettirildiğinden bahisle iş bu ödenmeyen vadesiz mevduat faizi miktarından oluşan asıl alacağın ferileriyle birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesi istenmiştir.
Davada öncelikle, görev sorunun tartışılması gereği üzerinde durulmalıdır.
Gerçekten 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 70/1 nci maddesine göre, Bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş Mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür. Dava konusu olayın çözümlenmesinde Bağ-Kur Kanunu mu, yoksa başka bir kanun mu uygulanacaktır. Asıl açıklığa kavuşturulması gereken hukuksal sorun budur.
Bankaların tacir sıfatını taşıdıkları, Türk Ticaret Kanununun 3 ncü maddesine göre, Ticaret Kanununda düzenlenen konularla bir ticarethane veya fabrika, yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari işlerden sayıldığı, keza Ticaret Kanununun 21/son maddesi gereğince taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan mukavelelerin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş niteliğini taşıdığı tartışmasızdır. Açıklanan bu ilkelerin ışığında somut olaya bakıldığında, Bağ-Kur ile Vakıflar Bankası arasında yapılan sözleşmenin ticari sözleşme, Vakıflar Bankasının tacir olması nedeniyle aradaki ilişkinin Bağ-kur yönünden de ticari bir iş olduğu kuşkusuzdur. Zira bütün bu ilkeler Ticaret Kanununda ortaya konmuştur. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken mevzuat Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile Borçlar kanunun munzam zararın hangi durumlarda istenileceğini hükme bağlayan 105 nci maddesi ile ticari işlerde reeskont faizine hükmedileceğini hüküm altına alan 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt faizine ilişkin Kanun hükümleridir. Görülüyor ki meseleye bir bütün olarak bakıldığında, her ne kadar Bağ-Kur Kanununun Ek 6. maddesinin de olayda uygulanma yeri mevcut ise de, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden doğan temel ilişki ve buna bağlı olarak dava konusu edilen diğer talepler karşısında Ek-6. maddeye dayalı talebin nitelik ve nicelik itibarıyla tali derecede kaldığı görülmektedir. Bu itibarla davanın çözümlenmesinde öncelikle yapılacak iş taraflar arasındaki ticari sözleşmenin yorumu konusudur. Kuşkusuz bu yorumu en sağlıklı ve en doğru biçimde ticaret mahkemesi yapabilir. Bu yönüyle, dava konusu iş, İş Mahkemesinin ihtisas alanı dışındadır. Hal böyle olunca davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine ait bulunduğundan dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.04.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy