(3201 S. K. m. 3, 6) (506 S. K. m. 60, 63)
Davacı, 3201 sayılı Yasaya göre yapmış olduğu borçlanmasının geçerli olduğunun tespitine, bağlanan yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum kararının iptaline ve yaşlılık aylığının yeniden ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Neslihan Sever tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, yurda kesin dönüş yaptıktan sonra, Federal Almanya'da geçen çalışmalarını 3201 sayılı Kanun gereğince borçlandığını, kurumdan kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasını talep etmesi üzerine yaşlılık aylığı bağlandığını ancak sonradan yurda kesin dönüş yapmadığı iddiası ile yaşlılık aylığı ve borçlanmasının iptal edildiğini öne sürerek borçlanmasının geçerliliğine, yaşlılık aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
3201 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmüne göre, işçinin yurt dışında geçen çalışmalarını borçlanabilmesi için yurda kesin dönüş yapmak esas koşuldur. Anılan maddede öngörülen kesin dönüşten sözedilebilmesi için yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının çalışma hayatına yönelik tüm ilişkilerini gerek çalıştığı işyerleri ve gerekse ilgili olduğu tüm sosyal güvenlik kuruluşları yönünden sona erdirerek yerleşmek ve sosyal güvenliklerini de buradan sağlamak üzere Anavatan'a dönüş yapmaları gerekir. Başka ifade ile yurt dışında çalışan işçi sıfatıyla, çalışma hayatına ilişkin tüm bağlarını ve ilişkilerini bitirmeden ve yurt dışındaki işyerlerinden ve sosyal güvenlik kuruluşlarından yardım alarak geçici sürelerle yurda giriş yapmak, "kesin dönüş" yapıldığı anlamını taşımaz.
Dava konusu olayda; davacının yurda kesin dönüş yaptığını iddia ettiği tarih ile 3201 sayılı Kanuna dayalı borçlanma talep tarihi ve yaşlılık aylığı tahsisine ilişkin talep tarihi itibariyle Alman Sigorta Merciinden herhangi bir yardım almadığı ve Almanya'da fiilen çalışmadığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Giderek işbu hukuki durum davacının çalışma hayatına yönelik tüm ilişkilerini gerek çalıştığı işyerleri ve gerekse ilişkin olduğu tüm sosyal güvenlik kuruluşları yönünden sona erdirerek yerleşmek ve sosyal güvenliğini de buradan sağlamak üzere Anavatan'a dönüş yaptığına başka ifade ile 3201 sayılı Kanunun 3 ve 6. maddesinde yurt dışı hizmet borçlanması ve yaşlılık aylığı tahsisi için öngörülen "yurda kesin dönüş" şartının davacı bakımından gerçekleştiğini göstermektedir. Giderek davalı Kurum tarafından da borçlanma ve yaşlılık aylığına ilişkin tahsis talep tarihinde davacının yurda kesin dönüş yapmadığına ilişkin olarak somut olayın özelliği içinde belirlenecek aynı güçte herhangi bir delil ikame edilmemiştir. Bu çevrede davacı sigortalının 3201 sayılı Kanuna dayalı yurt dışı hizmet borçlanması ile davacıya aynı kanun hükümlerine dayanılarak yapılan yaşlılık aylığı tahsisi geçerlidir.
Öte yandan, 3201 sayılı Kanunun 6/B maddesi hükmüne göre; bu kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlardan tekrar yurt dışında çalışmaya başlayanların çalışmaya başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylıkları kesilir. 3201 sayılı Kanun kapsamında yurt dışı hizmet borçlanması ile yaşlılık aylığı tahsisi için "yurda kesin dönüş" yapmanın esas koşulu teşkil etmesi karşısında; 3201 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı tahsisinden sonra tekrar yurt dışında çalışmaya başlanılması yanında fiilen çalışma olmasa dahi "yurda kesin dönüş" koşulunun ortadan kaldıracak biçimde yurt dışındaki işyerlerinden veya sosyal güvenlik kuruluşlarından yardım alınması halinde, yine 3201 sayılı Kanunun madde 6/B kapamında bu yardımların alınmaya başlandığı tarihi takibeden aybaşından itibaren aylığın kesilmesi zorunludur.
Davacının 3201 sayılı Kanuna dayalı yurt dışı hizmet borçlanması ve yine aynı kanun hükümlerinden yararlanarak yaşlılık aylığı tahsisinden sonra tekrar 6.9.1993 tarihinden itibaren Alman Sosyal Güvenlik Merciinden işsizlik sigortası yardımı alması karşısında; bu durum, 3201 sayılı Kanuna dayalı yurt dışı hizmet borçlanması ile bidayetteki yaşlılık aylığı tahsisinin iptalini gerektirmese de 3201 sayılı Kanunun 6/B maddesi kapsamında davacının işsizlik sigortası yardımı almaya başladığı 6.9.1993 tarihini takip eden aybaşı olan 1.10.1993 tarihi itibariyle yaşlılık aylığının kesilmesi yasa gereğidir.
Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözönünde tutulmadan yazılı biçimde istemin tümden reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Başkan Erdoğan Aktekin ve Üye Şemsettin Abik'in muhalefetlerine karşı; Üye Resul Aslanköylü, O.Hulusi Mustafaoğlu ve M.Zafer Erdoğan'ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 08.06.1999 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı sigortalıya 3201 sayılı Yasa'ya göre borçlanması sonucu borçlanma bedelini ödedikten ve yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra yurt dışındaki Sosyal Sigorta merciinden işsizlik sigortasından aylık almasının, yaşlılık aylığının ve borçlanmasının iptalini gerektirip gerektirmediğine ilişkindir. Öncelikle, uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken hukuki mevzuat Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesi Hükümleri, 3201 sayılı Yasa hükümleri ve 506 sayılı Yasa'nın 60,63/B ve diğer ilgili hükümleridir. Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 4. maddesine göre "Bu sözleşme hükümlerine göre, aksine bir hüküm yoksa, akit taraflardan birisinin ülkesinde oturan, aşağıdaki kimseler mevzuatı uygulanan akit tarafın vatandaşları ile eşit sayılır.
a) Diğer akit tarafın vatandaşları
b) ... c)... d)... "
.aynı sözleşmenin 4 a maddesinde ise "Bu sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, bir akit tarafın, yardım hakkının doğmasını veya para yardımının yapılmasını, bu taraf ülkesinde ikamet etme şartına bağlı kılan mevzuatı, 4. maddede belirtilen ve diğer akit taraf ülkesinde ikamet eden kimseler hakkında uygulanmaz......" denilmektedir. Bu maddedeki hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere, Almanya'da işçi olarak çalıştıktan sonra iş akdi fesh edilen işçinin Türkiye'de ikamet ederken işsizlik sigortasından yardım almasına yasal engel yoktur. Tarafların sözleşme hükümleri bağlar. Yoksa Alman İş Yasasının hükümleri Sosyal Güvenlik ihtilafının çözümünde nazara alınmaz. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 60. maddesinde yaşlılık aylığı şartları olarak sigortalılık süresi prim ödeme gün sayısı, yazılı istekte bulunmak ve çalıştığı işten ayrılma ve çalışma yasağı olarak belirlendiği için 3201 sayılı Yasada da yurtdışında çalışan işçiler yönünden 3201 sayılı Yasanın 6. maddesinde işten ayrılma ve çalışma yasağı şartına paralel olarak işten ayrılma ve yurda kesin dönüş şartı konulmuştur. Ancak 506 sayılı Kanunun 63. maddesinin D fıkrasında yapılan değişiklikte yaşlılık aylığı alan kimseler için destek primi ödeme şartıyla çalışma yasağı kaldırıldı. Yaşlılık aylığı alanların hizmet akdiyle çalışmaları 3279 sayılı Yasa ile kabul edildi. Böylece çalışan işçinin çalışırken yaşlılık aylığı şartlarını haiz olması halinde işten ayrılmadan yaşlılık aylığı alması mümkün olmuştur. Nitekim, 1479 sayılı Yasanın 35 ve 2926 sayılı Yasanın 17. maddesinde de yaşlılık aylığı bağlanması için işten ayrılma şartı konulmamıştır. Şu durumda, 506 sayılı Kanunun 63/B maddesindeki (3279 sayılı Kanunda değişiklik) değişiklikle işten ayrılma şartı ve çalışma yasayla kaldırıldığı için 3201 sayılı Yasadaki yurda kesin dönüş ve yurt dışında çalışma yasağı da kaldırılmış ve ilga edilmiş olarak kabulü gerekir. Aksi halde, yurt içindeki işçiler ile yurt dışındaki işçiler için ayrı ayrı yaşlılık aylığı şartları kabul edilmiş olur ki o da Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik, 49. maddesindeki çalışma hürriyeti, 60 ve 62. maddelerdeki Sosyal Güvenlik hakkı maddelerine aykırı olur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluğun bozma kararına karşıyız.
Full & Egal Universal Law Academy