(6183 S. K. m. 35) (506 S. K. m. 80)
Dava: Davacı, 07.01.1999 tarih ve 1079 sayılı ödeme emrine konu icra takibinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Suna Memlük tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davalı Kurum, Akrilik Yapı ve Malzeme San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı olan davacıya şirketin prim borcundan ötürü 6183 sayılı Amme Alacaklarının tahsili Usulü Hakkındaki Kanuna göre ödeme emri gönderdiği, ödeme emrinde davacıyı şirketin müdür ortağı olarak nitelendirdiği, davacının ise şirketin müdür ortağı sıfatını taşımadığını, sadece şirkette %1 paya sahip olduğunu öne sürmüş ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
İtiraz davasının yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun değişik 80 inci maddesinin sondan bir önceki fıkrası ile 6183 sayılı yasanın 35 inci maddesidir. 80 inci maddenin sözü edilen fıkrasına göre tüzel kişilerin üst düzey yöneticileri tüzel kişilerin Kuruma olan prim borçlarından işverenle birlikte müteselsilen sorumludurlar. Somut olayda davacının üst düzey yönetici olmadığı, başka bir anlatımla borcun doğduğu tarihte müdür ortak durumunda bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşıldığından 80 inci maddenin anılan fıkrasına göre sorumlu tutulamayacağına dair mahkeme kararı isabetlidir.
Ne ki, 6183 sayılı Yasanın 35 inci maddesi göre Ltd. Şti. ortakları, ödenmeyen ve tahsil imkanı kalmayan kamu borçlarından ötürü vazettikleri veya vazın taahhüt ettikleri sermaye miktarında, doğrudan doğruya sorumludurlar. Ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan borç kavramının anlamı, borcun şirketten tahsil edilememesidir. Başka bir değişle kamu kuruluşunun burada Kurum'un adı geçen şirketten alacağını tahsil edemediğinin, yani tahsil imkanının kalmadığının sübuta ermiş olması gerekir.
Davada, Kurumun asıl prim borçlusu işverenden alacağını bütün imkanları kullanmasına karşın tahsil edemediği olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin yöntemince araştırılıp incelenmemiş bulunması isabetsizdir.
Öte yandan, 35 inci maddeye göre davacının şirkete koyduğu veya koymayı vaadettiği sermayenin miktarının araştırılıp tesbit edilmemiş olması da doğru değildir. Borç, 35 inci maddenin, 4369 sayılı Yasanın 21 inci maddesiyle değiştirildiği 22.7.1998 tarihinden önceye ait bulunduğundan davacı hissesi oranında sorumlu tutulamaz. Bu değişiklik geriye yürümez.
Mahkemece yapılacak iş, yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda Kurumun alacağını şirketten tahsil imkanının bulunduğu anlaşıldığı takdirde davayı şimdiki gibi kabul etmek, aksi takdirde koyduğu veya koymayı vaadettiği sermaye miktarı kadar sorumlu olduğuna karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Üye Resul Aslanköylü ve Coşkun Erbaş'ın muhalefetlerine karşı; Başkan Erdoğan Aktekin, Üye Şemsettin Abik ve O.H. Mustafaoğlu'nun oylarıyla ve oyçokluğu ile 20.05.1999 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
6183 sayılı Yasanın 35 inci maddesinin 22.7.1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle yapılan değişikliğinden önceki metninde limited şirket ortağı koyduğu veya koymayı vaadettiği sermaye miktarı kadar sorumlu olacağı hükme bağlanmış iken değişiklikten sonra hissesi oranında sorumlu tutulacağı öngörülmüştür.
Gerçekten borç değişikliğin yürürlüğü girdiği tarihten önceye aittir. Ancak borç ödenmediği için değişiklik geriye doğru da yürütülmeli. Başka bir anlatımla mahkemelerde ve Yargıtay'da kesinleşmemiş davalarda dahi uygulanmalıdır. O nedenle davacı koyduğu veya koymayı vaadettiği sermaye miktarı kadar değil, hissesi oranında sorumlu tutulmalıdır. Bozmaya katılmakla beraber Sayın çoğunluğun geriye yürümezlik ilkesine katılmıyoruz. Değişiklik yasası geriye de yürür. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy