(1479 S. K. Ek m. 6) (818 S.K. m. 101, 158) (6762 S. K. m. 21) (1086 S. K. m. 74, 389) (3095 S. K. m. 2)
Dava: Davacı, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 1992-1993-1994-1995 yıllarına ait protokolden ve 1479 sayılı Kanun'un Ek 6. maddesinden kaynaklanan 7.325.246.561.-TL. vadeli mevduat faizi, 21.490.450.585.-TL. gerçek zarar faizi olmak üzere toplam 28.815.697.146.-TL.'nın temerrüt tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şeklide isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Neslihan Sever tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre tarafların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir
2- Dava sonucu itibariyle, davacı Bağ-Kur'un davalı banka nezdindeki hesapları arasındaki havalelerde 1479 sayılı Kanuna 2423 sayılı Kanunla eklenen ek 6. maddede öngörülen 15 günü aşan gecikmeler olduğundan bahisle, anılan maddeye göre gecikilen süre ile orantılı olarak tahakkuk ettirilen cezai şart niteliği itibariyle vadeli mevduat faizi alacağının temerrüt tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.
Öncelikle 1479 sayılı Kanuna 2423 sayılı Kanunla ek 6. madde hükmünde öngörülen vadeli mevduat faizi alacağı; hukuki niteliği itibariyle Borçlar Kanunu madde 158 kapsamında cezai şart olup; ilgili bankaların Kurum adına tahsil ettikleri veya her ne nam altında olursa olsun Kurum'a olan diğer borçlarını Bağ-Kur hesaplarına süresinde intikal ettirmemeleri halinde ödenmesi gereken asıl alacağın fer'i niteliğinde ancak ayrı bir edimdir. Giderek muaccel hale gelmiş cezai şartın ödenmesinde temerrüde düşülmesi halinde;
Borçlar Kanunu'nun 101 ve devamındaki madde hükümlerine göre temerrüt faizi yürütülmesi gereği açıktır. Bu yönde; Borçlar Kanunu'nun 101. maddesine göre; borçlunun temerrüdü için alacaklının ihtarı gerekmekte ise de; taraflarca borcun ifa edileceği günü biliniyor ya da bilinebilir olması durumunda artık borçlu, ihtar şartı aranmaksızın bu günün dolması ile mütemerrit olur. 1479 Sayılı Kanun'a 2423 sayılı Kanunla ek 6. maddede öngörülen cezai şart yönünden; cezai şarta ilişkin borcun ifa edileceği tarih yasa ile belli edilmiş olup, başka ifade ile bu borcun ifa edileceği tarih taraflarca bilindiğinden artık borçlunun mütemerit duruma düşmesi için ihtar şartı aranmaz; giderek cezai şartın muaccel olduğu tarihten itibaren tahsil tarihine kadar temerrüt faizi yürütülmelidir.
Öte yandan; TTK 21/2. maddesi hükmüne nazaran taraflardan sadece biri için ticari iş mahiyetinde olan mukaveleler diğeri için de ticari iş sayılacağından; 1479 Sayılı Kanunun ek 6. maddesi kapsamında öngörülen cezai şart niteliğindeki vadeli mevduat faizi alacağı için temerrüt faizi, 3095 sayılı Kanuni Faiz ile Temerrüt Faizine ilişkin Kanunun 2. maddesi kapsamında T.C. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre belirlenmelidir. Ne var ki herhalde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun madde 74'de öngörülen taleple bağlılık ilkesi de gözönünde tutulmalıdır. Keza cezai şart alacağının tamamının tahsiline dek, ödenmeyen kesimi için temerrüt faizine hükmedilmesi gereği de açıktır.
Somut olayda; dava dilekçesinde, 1479 sayılı Kanun kapsamında vadeli mevduat faizi alacağının 7.325.246.561.-TL. olarak öngörülmesinden sonra davacı Kurumun bila tarihli dilekçesinde, 1992 yılına ait vadeli mevduat faizinde 276.130 TL.'lik hesap hatası yapılarak cezai şarta ilişkin işbu alacağın bu miktar kadar fazla belirlendiğinin öngörülmesi karşısında; 276.130. TL.'lik miktara ilişkin istemin belirtilen nedenle reddi yerine aksinin kabulü giderek 7.324.970.431. TL. cezai şarta ilişkin vadeli mevduat faizi alacağına yürütülen temerrüt faizinin başlangıç tarihlerinin yukarıda öngörülen esas da gözetilerek hüküm fıkrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun madde 389. uyarınca açıkça öngörülmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.03.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy