(506 S. K. m. 26) (1475 S. K. m. 73) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Davacı, işkazasında ölen sigortalı işçinin haksahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Fatih Arkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını isteyen davalı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi hükmü uyarınca, duruşma için gerekli tebligat giderlerini vermediği anlaşıldığından, duruşma isteğinin bu nedenle reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu 506 sayılı Yasanın 26. maddesine göre rücu davası açmıştır. Zararlandırıcı sigorta olayı teröristlerin saldırısı sonucu sigortalının işyerinde ölmesi şeklinde meydana gelmiştir. İşverenin işyerinde alması gereken önlemler 1475 sayılı Yasanın 73. maddesi doğrultusundaki önlemlerdir. Dolayısıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili hükümleri yönünden alınacak önlemlerdir. Terörist saldırılara karşı ise, devletçe koruyucu olarak 10 jandarmanın işyeri çevresinde görevlendirildiği de dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda işverenin alacağı başka bir önlem yoktur. Olayda işveren kusursuzdur. Diğer taraftan işçinin haksahipleri tarafından işveren aleyhine açtığı tazminat davasında temel kural risk nazariyesi olduğu için o davada alınan kusur raporu 506 sayılı Yasanın 26 cı maddesi çevresinde verilmemiştir. Çünkü bu olayda işverenin kasti ve suç sayılır hareketi olmadığı gibi işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına da aykırı hiçbir hareketi yoktur. Bu itibarla Mahkemece yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözönünde tutularak davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Üye M. Zafer Erdoğanın muhalefetine karşı; Başkan Erdoğan Aktekin, Üye Şemsettin Abik, Coşkun Erbaş ve Sami Koçakın oylarıyla ve oyçokluğuyla 06.03.2000 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, 506 sayılı Kanunun 26. maddesine dayalı rücuan tazminat isteğine dayanmaktadır.
Maddede açıkça belirtildiği üzere, işçilerin sağlığını koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareket edilmesi sonucu iş kazası meydana gelmiş ise işverenin bundan sorumluluğu söz konusudur. İş Kanununun 73. maddesi ise işvereni, işyerinde iş güvenliğini sağlamak ve gerekli araçları noksansız bulundurmakla yükümlü kılmıştır.
Öte yandan hükme dayanak yapılan 04.06.1996 tarihli kusur raporunda da belirtildiği gibi, 2495 sayılı Kanun kapsamında olan işyerinin, bu Kanun hükümlerine göre muhtemel sabotajlara karşı korunması için gereken tedbirlerin işverence alınması ve bu meyanda özel güvenlik teşkilatının kurulması gerekir.
Dosyadaki bilgilere göre işyerinde koruma görevi yapan işverene ait bir tek personel vardır. Fiziki tedbirler ise yetersizdir. Bu haliyle işyerinde sabotajlara karşı yeterli güvenlik tedbirlerinin alınmadığı ve bu sebeple olayda işverenin belli oranda kusurunun olduğu kabul edilmelidir.
Bu gerekçeyle işvereni %40 oranında kusurlu kabul ederek sorumluluğuna hükmeden mahkeme kararı olaya ve dosya kapsamına uygun olup, onanması gerekir.
Yukarıda arz edilen sebeplerle çoğunluğun işverenin kusursuzluğuna ilişkin bozma kararına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy