(3201 S. K. m. 3, 6)
Dava: Davacı ve karşı davalı, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 797.125.666 TL'nın yasal faiziyle birlikte tahsiline, davalı ve karşı davacı emeklilik aylığını iptal eden Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davacı ve karşı davalının davasının reddine, diğer davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve karşı davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ali Göcen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi
Karar: 3201 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddelerine göre yurtdışında geçen sürelerin borçlanılabilmesi ve buna bağlı olarak tahsis yapılabilmesi için yurda kesin dönüş yapmak şarttır.
Maddi olayda sigortalının, kesin dönüş, borçlanma ve tahsis tarihlerini da kapsar şekilde, 24.08.1993 ile 30.06.1996 tarihleri arasında Alman Sigorta mercinden işsizlik sigortası yardımı aldığı dosya içersinde mevcut TRT formundan anlaşılmaktadır.
Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, yurt dışında işsizlik sigortasından yardım alan sigortalının borçlanmak amacıyla yurda girdiği tarihin kesin dönüş sayılıp sayılamayacağı meselesidir. Yurt dışında işsizlik sigortasından yardım alan sigortalının o ülkede oturma zorunda olduğu, o ülkeden ayrıldığı taktirde yapılan yardımın kesileceği bilinen gerçeklerdendir. Alman Sosyal Güvenlik Mevzuatına göre işsizlik sigortası kolundan yardım alabilmek için kişinin emeğini iş piyasasına amade tutması gerekir. Zira devlet işsizleri ve iş yerlerini takip etmekte herhangi bir işyerinde boşalma olduğu taktirde işsiz kalan ve işsizlik yardımı alan kişiyi işe girmeye davet etmektedir. Bu kişi yapılacak davete uymak için o ülkede oturmak ve ülke sınırları dışına çıkmamak zorundadır.
Yurda kesin dönüş yapmaktan söz edebilmek için sigortalının ikametgahını yurt dışından yurt içine nakletme amacını taşıması gerekir. Yurt dışında işini kaybetmek her zaman kesin dönüşe delalet etmez. Başka bir deyişle kişi işsiz kalabilir ama işsizlik sigortasından yardım almayı yeterli görerek yurda kesin dönüş yapmayabilir.
Söylenenleri özetlemek gerekirse Federal Almanya'da işsizlik sigortasından yardım almak kişinin Almanya'da oturduğuna ve yurda kesin dönüş yapmadığına kuvvetli bir karine oluşturur. Ancak bu karinenin aksi belirecek somut olayın özellikleri de gözönünde tutularak aynı güçte delillerle kanıtlanabilir.
Davalı-Davacı sigortalının sözü edilen nitelikte herhangi bir delil getirmediği anlaşıldığı halde, Kurumun davasının kabulüne birleştirilen sigortalıya ait davanın ise reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usül ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı-davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Başkan ve Üye Şemsettin Abik'in muhalefetlerine karşı; Üye Coşkun Erbaş, M. Zafer Erdoğan ve Süleyman Caner'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 24.04.2000 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı sigortalıya 3201 sayılı Yasaya göre borçlanması sonucu borçlanma bedelini ödedikten ve yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra yurt dışındaki Sosyal Sigorta merciinden işsizlik sigortasından aylık almasının, yaşlılık aylığının ve borçlanmasının iptalini gerektirip gerektirmediğine ilişkindir. Öncelikle, uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken hukuki mevzuat Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesi Hükümleri, 3201 sayılı Yasa hükümleri ve 506 sayılı Yasanın 60, 63/B ve diğer ilgili hükümleridir. Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 4. maddesine göre "Bu sözleşme hükümlerine göre, aksine bir hüküm yoksa akit taraflardan birisinin ülkesinde oturan, aşağıdaki kimseler mevzuatı uygulanan akit tarafın vatandaşları ile eşit sayılır.
a) Diğer akit tarafın vatandaşları
b)... c)... d)... aynı sözleşmenin 4-a maddesinde ise Bu sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, bir akit tarafın, yardım hakkının doğmasını veya para yardımının yapılmasını, bu taraf ülkesinde ikamet etme şartına bağlı kılan mevzuatı, 4. maddede belirtilen ve diğer akit taraf ülkesinde ikamet eden kimseler hakkında uygulanmaz...... denilmektedir. Bu maddedeki hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere, Almanya'da işçi olarak çalıştıktan sonra iş akti fesh edilen işçinin Türkiye'de ikamet ederken işsizlik sigortasından yardım almasına yasal engel yoktur. Tarafların sözleşme hükümleri bağlar. Yoksa Alman İş Yasasının hükümleri Sosyal Güvenlik ihtilafının çözümünde nazara alınmaz. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 60. maddesinde yaşlılık aylığı şartları olarak sigortalılık süresi prim ödeme gün sayısı, yazılı istekte bulunmak ve çalıştığı işten ayrılma ve çalışma yasağı olarak belirlendiği için 3201 sayılı Yasada da yurtdışında çalışan işçiler yönünden 3201 sayılı Yasanın 6. maddesinde işten ayrılma ve çalışma yasağı şartına paralel olarak işten ayrılma ve yurda kesin dönüş şartı konulmuştur. Ancak 506 sayılı Kanunun 63. maddesinin D fıkrasında yapılan değişiklikte yaşlılık aylığı alan kimseler için destek primi ödeme şartıyla çalışma yasağı kaldırıldı. Yaşlılık aylığı alanların hizmet akdiyle çalışmaları 3279 sayılı Yasa ile kabul edildi. Böylece çalışan işçinin çalışırken yaşlılık aylığı şartlarını haiz olması halinde işten ayrılmadan yaşlılık aylığı alması mümkün olmuştur. Nitekim, 1479 sayılı Yasanın 35 ve 2926 sayılı Yasanın 17. maddesinde de yaşlılık aylığı bağlanması için işten ayrılma şartı konulmamıştır. Şu durumda, 506 sayılı Kanunun 63/B maddesindeki (3279 sayılı Kanunda değişiklik) değişiklikle işten ayrılma şartı ve çalışma yasayla kaldırıldığı için 3201 sayılı Yasadaki yurda kesin dönüş ve yurt dışında çalışma yasağı da kaldırılmış ve ilga edilmiş olarak kabulü gerekir. Aksi halde, yurt içindeki işçiler ile yurt dışındaki işçiler için ayrı ayrı yaşlılık aylığı şartları kabul edilmiş olur ki o da Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik, 49. maddesindeki çalışma hürriyeti, 60 ve 62. maddelerdeki Sosyal Güvenlik hakkı maddelerine aykırı olur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerekirken bozulması yönündeki çoğunluk kararına karşıyız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy