(1479 S. K. m. 70) (6762 S. K. m. 3, 21)
Dava: Davacı, davalı banka ile aralarında imzalanan protokol kapsamında, Kurum hesabından repo işleminin talimata aykırı biçimde iki günlük gecikme ile yapıldığından bahisle, işbu gecikmeden doğan repo faizine ilişkin asıl alacağın fer'ileriyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Neslihan Sever tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: Davada, davacı Bağ-Kur ile davalı Banka arasında imzalanan protokol kapsamında; davacı Kurum hesabından repo işleminin talimata aykırı biçimde iki günlük gecikme ile yapıldığından bahisle iş bu gecikmeden doğan repo faizine ilişkin asıl alacağın fer'ileriyle birlikte davalı Bankadan tahsiline karar verilmesi istenmiştir.
Hemen söylemek gerekirse davada, görev sorununun tartışılması gereği üzerinde durulmalıdır.
Gerçekten 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu'nun 70/1'nci maddesine göre, Bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili İş Mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür. Dava konusu olayın çözümlenmesinde Bağ-Kur Kanunu mu, yoksa başka bir kanun mu uygulanacaktır? Asıl açıklığa kavuşturulması gereken hukuksal sorun budur.
Bankaların tacir sıfatını taşıdıkları, Türk Ticaret Kanunu'nun 3'ncü maddesine göre, Ticaret Kanununda düzenlenen konularla bir ticarethane veya fabrika, yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari işlerden sayıldığı, keza Ticaret Kanunu'nun 21/son maddesi gereğince taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan mukavelelerin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş niteliğini taşıdığı tartışmasızdır. Açıklanan bu ilkelerin ışığında somut olaya bakıldığında, Bağ-Kur ile Halk Bankası arasında yapılan sözleşmenin ticari sözleşme, Halk Bankasının tacir olması nedeniyle aradaki ilişkinin Bağ-Kur yönünden de ticari bir iş olduğu kuşkusuzdur. Zira bütün bu ilkeler Ticaret Kanununca ortaya konmuştur. Halk böyle olunca, uyuşmazlığın çözümünde Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile Borçlar Kanunun hükümleri ile ticari işlerde reeskont faizine hükmedileceğini hüküm altına alan 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt faizine ilişkin Kanun hükümleridir. Görülüyor ki meseleye bir bütün olarak bakıldığında Bağ-Kur Kanunu'nun olayda uygulama yeri yoktur. Ek 6'ncı maddenin Bağ-Kur Yasasında yer alması ve maddede devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faizin istenebileceğinin belirtilmesi sorununun çözümünde teferruat niteliğindedir. Öncelikle yapılacak iş taraflar arasındaki ticari sözleşmenin yorumu konusudur. Kuşkusuz bu yorumu en sağlıklı ve en doğru ticaret mahkemesi yapabilir. Öte yandan, dava konusu iş, İş Mahkemesinin ihtisas alanı dışındadır. Hal böyle olunca davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine ait bulunduğundan dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 13.06.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy