(1479 S. K. m. 70) (6762 S. K. m. 3, 21, 105) (3095 S. K. m. 2)
Dava: Davacı, davalı banka nezdindeki hesaplarında 1993 yılı sonu itibariyle, eksik tahakkuk ettirilen ve ödenmeyen vadesiz mevduat faizinden oluşan asıl alacağın fer'ileri ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Neslihan Sever tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava sonucu itibariyle davacı Bağ-Kur'un davalı Banka nezdindeki hesaplarında 1993 yılı sonu itibariyle eksik tahakkuk ettirilen ve ödenmeyen vadesiz mevduat faizinden oluşan asıl alacağın, fer'ileri ile birlikte davalı bankadan tahsili istemine ilişkindir.
Hemen söylemek gerekirse davada, görev sorununun tartışılması
Gerçekten 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 70/1 inci maddesine göre, Bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili İş Mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür. Dava konusu olayın çözümlenmesinde Bağ-Kur Kanunu mu, yoksa başka bir kanun mu uygulanacaktır? Asıl açıklığa kavuşturulması gereken hukuksal sorun budur.
Bankaların tacir sıfatını taşıdıkları, Türk Ticaret Kanununun 3üncü maddesine göre, Ticaret Kanununda düzenlenen konularla bir ticarethane veya fabrika, yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari işlerden sayıldığı, keza Ticaret Kanununun 21/son maddesi gereğince "taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan mukavelelerin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş niteliğini taşıdığı tartışmasızdır. Açıklanan bu ilkelerin ışığında somut olaya bakıldığında, Bağ-Kur ile Vakıflar Bankası arasında yapılan sözleşmenin ticari sözleşme, Vakıflar Bankasının tacir olması nedeniyle aradaki ilişkinin Bağ-Kur yönünden de ticari bir iş olduğu kuşkusuzdur. Zira bütün bu ilkeler Ticaret Kanununca ortaya konmuştur. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın çözümünde Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile Borçlar Kanununun munzam zararın hangi durumlarda istenileceğini hükme bağlayan 105. inci maddeler ile ticari işlerde reeskont faizine hükmedileceğini hüküm altına alan 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleridir. Görülüyor ki meseleye bir bütün olarak bakıldığında Bağ-Kur Kanununun olayda uygulama yeri yoktur. Ek 6.ncı maddenin Bağ-Kur yasasında yer alması ve maddede devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faizin istenebileceğinin belirtilmesi sorununun çözümünde teferruat niteliğindedir. Öncelikle yapılacak iş taraflar arasındaki ticari sözleşmenin yorumu konusudur. Kuşkusuz bu yorumu en sağlıklı ve en doğru ticaret mahkemesi yapabilir. Öte yandan, dava konusu iş, İş Mahkemesinin ihtisas alanı dışındadır. Hal böyle olunca davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine ait bulunduğundan dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usüle ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Bağ-Kurun bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy