(1479 S. K. m. 40, geçici m.7, ek madde 11/C)
Davacı, 133.171.800 lira alacağın yasal faizi ile birlikte tahsiline ve icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve % 40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Suna Memluk tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1 - Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Bağ-Kur vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2 - Davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Dava, davalının 08/04/1996 tarihinde başlayan zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı devam ederken, Bağ-Kur sigortalısı eşi üzerinden yersiz olarak sağlık yardımından yararlandığından bahisle iş bu ödemelerin yasal faiziyle tahsiline ilişkin icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davalıya 1479 Sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı eşinin 13/12/1995 tarihinde ölümü üzerine ölüm sigortasından aylık bağlandığı; davalının ölüm sigortasından sağlanan yardımlar kapsamında eşi üzerinden sağlık yardımlarından yararlandığı; davalının ölüm aylığı alırken 08/04/1996 tarihinden, itibaren Anonim Şirket ortaklığından dolayı zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğu; Bağ-Kur'a giriş bildirgesinde dul aylığı aldığını beyan ettiği; takibe konu sağlık yardımlarının 26/04/1996 - 04/01/1998 dönemine ilişkin bulunduğu; davalının bu dönemin bir kesiminde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak Kurum'a prim borcu olduğu; zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak sağlık karnesinin 13/02/1998 tarihinde verildiği dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davalıya zorunlu Bağ-Kur sigortalısı eşinin ölümü üzerine 1479 Sayılı Kanunun 40 ve devamındaki maddeler kapsamında ölüm sigortasından aylık bağlanmıştır. Aynı kanunun 46. maddesinde sigortalının eşine ölüm sigortasından bağlanan aylığın sona erme nedeni olarak sadece "dul eşin evlenmesi" öngörülmüştür. Somut olayda; davalının, Bağ-Kur sigortalısı eşinden dolayı ölüm aylığı almakta iken, Anonim şirket ortaklığından dolayı zorunlu Bağ-Kur sigortalısı niteliğini kazanması, davalıya ölüm sigortasından sağlanan yardımların sona erme nedeni değildir ve bunun doğal sonucu olarak davalı zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğu dönemde de ölüm sigortasından sağlanan yardımlardan yararlanmaya devam edecektir. Bu bağlamda 1479 Sayılı Kanunun ek 11/C maddesi hükmüne göre ölüm aylığı almakta olanlar da sağlık sigortası yardımlarından yararlananlar kapsamındadır. Aynı maddede sadece "diğer Sosyal Güvenlik Kanunlarına ve özel kanunlara göre sağlık yardımlarından faydalananların sağlık sigortası yardımlarından yararlanamayacakları öngörülmüştür.
1479 Sayılı Kanunun geçici 7. maddesi de; 3235 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Kurumdan aylık alanların aylıklarından 10 yıl süre ile sağlık sigortası primi kesileceği; kanunun yürürlük tarihinden sonra aylık bağlananlar ile hak sahiplerinin aylıklarından kesilecek sağlık sigortası priminin ise sigortalının daha önce ödediği süreler dahil 10 yılı geçemeyeceği; ne var ki halen sigortalı olanlar ile yaşlılık ve malullük aylığı almakta olanlara eşlerinden dolayı ölüm aylığı bağlanması halinde bağlanan ölüm aylıklarından sağlık sigortası primi kesilmeyeceği hükmünü içermektedir. Somut olayda; icra takibine konu sağlık yardımlarının ilişkin olduğu dönemde davalıya eşinden dolayı bağlanan ölüm aylığından sağlık sigortası primlerinin kesildiği, davacı Kurumun bidayette davalıya eşi üzerinden sağlık yardımı yapması ile sabittir. Kaldı ki davalının Anonim şirket ortaklığına dayalı zorunlu Bağ-Kur sigortalılığına ilişkin giriş bildirgesinde dul aylığı aldığını beyan etmesi itibariyle davalının davacı Kurumu yanıltmasından, bir başka ifade ile kötü niyetinden söz edilemeyeceği de açıktır. Öte yandan, davalının ölüm aylığından kesilen sigorta primi bakımından bu dönemde borcu dahi olsa; Bağ-Kur'un bunu herzaman için davalıdan tahsil etmesi mümkündür. Giderek davalının Bağ-Kur sigortalısı eşinden dolayı ölüm aylığı almakta olduğu ve bu nedenle sağlık sigortası kapsamında bulunduğu dönemde; zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak Bağ-Kur'a prim ve gecikme zammı borcu bulunduğundan bahisle eşi üzerinden yapılan sağlık yardımlarının davalıdan istirdadının davalının Anayasal hakkı bulunan "Sosyal Güvenlik hakkından" yoksun bırakılması ve devlete bağlı bir Sosyal Güvenlik Kuruluşu bulunan Bağ-Kur'a nazaran ekonomik yönden güçsüz bulunan davalının mağdur duruma düşürülmesi sonucunu yaratacağı ve hakkaniyet kurallarının ihlal edileceği de açıktır. Nitekim davacı Kurum'da; davalının, zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının başladığı 08/06/1996 tarihinden itibaren 8 aylık dönem içinde 1479 Sayılı Kanunun ek 12. maddesi kapsamında, bu sıfatla yasa gereği olarak sağlık sigortasından yararlanamayacağından bahisle talebini sonradan 01/01/1997 tarihinden itibaren yapılan sağlık yardımlarına hasretmiştir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden ve davanın tümden reddi yerine yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 24.01.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy