(1086 S. K. m. 237) (506 S. K. m. 9, 10)
Dava: Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davada 30.07.1986 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin gelirlerinde meydana gelen artışın 506 Sayılı Kanun madde 9,10 kapsamında davalı işverenden rücuan tahsili istenmiştir.
Davacı Kurum tarafından işveren aleyhine açılıp kesinleşen önceki rücu davasında ise; Sosyal Sigortalar Kanununun 9 ve 10. maddeleri yanında 26/1. maddesine de dayanılmış; mahkemece yasal dayanak öngörülmeksizin zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle dava reddedilmiş; Dairemizin gerekçeli onama kararında "halefiyet esasına dayanan bu tür davalarda Kurumun rücu hakkının işveren veya 3. kişinin kusurunun varlığını gerektirdiği, somut olayda işverenin kusurlu bulunmadığı, bu davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi olup zaman aşımına uğramadığı ancak davalıya kusur izafe edilmemesi" nedeniyle sonucu itibariyle doğru olan hükmün onandığı öngörülmüş Kurumun 9 ve 10. maddelerine yönelik temyiz itirazları ise reddedilmemiştir. Hal böyle olunca önceki rücu davasında irdeleme sadece 506 Sayılı Kanunun 26/1 maddesi kapsamında yapılıp bu yönde kesin yargı durumu oluşmuş ise de;
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 237, I. Kapsamında kesin hüküm ancak mevzuunu teşkil eden husus hakkında muteber olduğundan bu anlamda ilk rücu davasında aynı Kanunun 9 ve 10. maddesinde öngörülen yasal koşulların gerek mahalli mahkeme kararında gerekse Dairemizin gerekçeli onama kararında irdelenmemesi bir başka anlatımla Kurumun bu yöndeki talep sonucu hakkında olumlu olumsuz yönde bir karar verilmemiş olması nedeniyle bu hususta kesin yargı ve kesin delil durumu oluşmamıştır.
Kaldı ki, maddi anlamda kesin hükmün varlığından söz edilebilmesi için, eski dava ile yeni davanın tarafları yanında dava sebeplerinin ve müddeabihlerininde aynı olması gerekir. Somut olayda ise; her iki davanın tarafları ve dava sebepleri aynı olsa bile müddeabihlerinin farklı olması nedeniyle ilk rücu davasında alınmış hükmün kesin yargı hükümleri çevresinde hak sahiplerine kurumca bağlanan gelirlerdeki artışların tahsiline ilişkin iş bu rücu davasında bağlayıcılığından bahsedilemez.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; 506 Sayılı Kanunun 9 ve 10. maddesinin sigorta olayının vuku tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4447 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükmüne göre yasal koşulların varlığını gereğince araştırıp irdeleyerek sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir.
Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, fazla alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Üye M. Zafer Erdoğan'ın ve Süleyman Caner'in muhalefetlerine karşı; 22.10.2001 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy