(3201 S. K. m 3, 6) (5521 S. K. m. 15)
Davacı, emeklilik ve sosyal güvenlik hakkının tekrar tesis edilerek kesin dönüşe kadar bu hakkının askıya alınmasını ve Kurumca geri alınan toplam 3.164.118.256 liranın yasal faizi ile birlikte tahsiline, olmadığı takdirde ödenen borçlanma bedeli 8003 Doların(USD) karar tarihindeki Merkez Bankası Efektif Döviz kuru üzerinden faiziyle ödenmesine, bu da olmadığı takdirde ödenen borçlanma bedeli 8003 Doların Türk Lirası karşılığı olan 475.794.356 liranın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşü şart kılan 3.maddesinin Anayasa Mahkemesinin 12.12.2002 gün ve 36/198 Sayılı Kararı ile iptal edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 gün ve 21-790/61 sayılı kararı ile, borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşün zorunlu olmadığına ve yurda kesin dönüş koşulu yerine getirilmeksizin yapılan borçlanmaların geçerli olduğuna, ancak yurda kesin dönüş yapılıncaya kadar borçlanma hukuken askıya alınarak 3201 Sayılı Yasanın 6.maddesine göre yurda kesin dönüş yapılmadıkça yaşlılık aylığı bağlanamayacağı ve giderek aylığın başlatılmamasına, şayet bağlanmışsa aylığın kesilerek fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarının Kurumca geri istenmesinin mümkün bulunduğu, hukuken askıya alınan yaşlılık aylığının yurda kesin dönüşün gerçekleştiği tarihi takip eden aybaşından itibaren yeniden ödenmeye devam olunması gerektiğinin kararlaştırıldığı ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu bulunduğu hukuksal gerçeği de dikkate alınarak, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve yukarıda özetlenen Hukuk Genel Kurulu Kararı çerçevesinde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Başkan Resul Aslanköylü ve Üye Ali Göcen'in muhalefetlerine karşı; Üye Coşkun Erbaş, Süleyman Caner ve Neslihan Sever'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 10.04.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Henüz gerekçeli kararı Resmi Gazetede yayınlanmamış Anayasa Mahkemesinin 3201 Sayılı Kanunun 3.maddesine ilişkin iptal kararı gerekçe gösterilerek, mahkeme kararını temyiz etmeyen davacı taraf yararına, kararı temyiz eden Sosyal Sigortalar Kurumunun durumunu kötüleştirecek şekilde; başka bir anlatımla "aleyhe bozma yasağına" aykırı düşecek biçimde bozma kararı veren sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Kararın onanması görüşündeyim.
KARŞI OY YAZISI
Somut olayda davacının 3201 Sayılı Yasaya göre yapmış olduğu borçlanma ile bağlanan yaşlılık aylığı Kurumca kesin dönüş şartının gerçekleşmemesi nedeniyle hem borçlanma hem de yaşlılık aylığı kesilmiş, davacı işbu dava ile borçlanmanın geçerli sayılması ile kesilen aylığın yeniden bağlanmasını, olmadığı takdirde yatırılan borçlanma bedelinin iade edilmesini istemiş, mahkemece borçlanma ve yeniden aylık bağlanmasına dair istemin reddine, borçlanma bedelinin iadesine karar verilmiştir. Verilen hükmü sadece Kurum temyiz etmiş, davacı temyiz etmemiştir.
Görüldüğü gibi açılan dava kademeli(=terditli) bir dava türüdür. Mahkemece davacının ilk talebine değil ikinci talebine göre hüküm kurulmuş, verilen hükmü davacı temyiz etmemek suretiyle kabullenmiş bulunmaktadır.
Bilindiği gibi 3201 Sayılı Yasanın kesin dönüşe ilişkin 3.maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş, Yargıtay karar tarihinde iptal kararı her ne kadar Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmemiş ise de, karşı oy yazdığımız zamanda karar yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Sayın çoğunluğun bozma kararında, davacının Anayasa Mahkemesinin iptal kararından yararlanmak isteyip istemediğinin sorulması gerektiğine değinilmektedir. Bozma kararının hukuksal ve yasal dayanağı bulunmamaktadır. Zira 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 15.maddesine göre; İş Mahkemesi Kanununda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Gerek uygulanmada gerekse öğretide davayı temyizin temyiz edenin aleyhine sonuç doğurmayacağı ilkeleri ittifakla kabul edilmiş bir usul kuralıdır. İş Mahkemeleri Kanununda aksine bir hüküm bulunmamaktadır. Oysa bozma kararında bu evrensel nitelikteki usul hukuku kuralı gözardı edilmiş olmaktadır.
Öte yandan taleple bağlılık iddia ve savunmayı aşarak karar vermeme, taraflara hatırlatmada bulunmama kurullarını hükme bağlayan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 72, 74 ve 75. madde hükümleri hem yerel mahkemeleri hem de Yargıtay'ı bağlayan hükümlerdir. Özellikle bozma kararı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 75. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; "Kanunun tayin eylediği istisnalardan başka hallerde hakim iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya iddia sebeplerini resen nazarı dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek hallerde dahi bulunamaz" şeklindeki hükmüne apaçık aykırıdır.
Sosyal güvenlik hukukunun kamu düzenini ilgilendirmiş bulunması sayın çoğunluğun görüşüne hak veremez. Zira yasa koyucu Sosyal Sigorta Hukukunun özel hukuk alanına dahil etmiş ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun uygulanacağını benimsemiştir. Aksi takdirde Sosyal Sigortalar Kanunundan doğan uyuşmazlıkların çözüm yeri idari yargıya ait olurdu.
Yukarıda açıklanan nedenlerle örnek nitelikteki mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy