(506 S. K. m. 73, 80) (Türkiye Cumhuriyeti İle Libya Arap Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması m. 3) (Türkiye Cumhuriyeti İle Libya Arap Cumhuriyeti Arasında 19 Rebiülevvel 1396 Tarihine Tekabül Eden 20.3.1976 Tarihinde İmzalanan Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Uygulama Şekilleri Hakkında İdari Anlaşma m. 2, 3) (YHGK. 28.06.2000 T. 2000/21-979 E. 2000/1079 K.)
Dava: Davacı, ödeme emrinin iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davada uyuşmazlık konusu olan husus, davacı işverene ait Libya'daki işyerinde daimi işçi statüsünde 506 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak çalışmalarına karşın, bir kısım çalışmaları bildirilmediği için sigortalıların 21.10.1998, 26.10.1998 ve 2.11.1998 tarihli dilekçelerle yaptıkları başvuru üzerine işverenden eksik bildirilen sürelere ilişkin olarak istenen prim bordrolarının, Libya'da geçerli prim oranları üzerinden düzenlenerek Kurum'a teslim edilmesi üzerine, sigortalılara ödenen ücretler üzerinden uzun vadeli sigorta kolları bakımından ana ülke mevzuatı olan 506 Sayılı Kanuna göre % 24,5 oranında mı yoksa Libya'da belirtilen dönem için geçerli oranlara göre mi prim tahakkuku gerekeceği ve buna bağlı olarak % 24,5 oranına göre fark prim ile gecikme zammından davacı işverenin sorumlu olup olamayacağına ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesi'nin 3. maddesi ile bu sözleşmenin uygulanmasına dair İdari Anlaşma'nın 2. maddesi hükmüne göre; Libya'da iş üstlenen Türk kuruluş ve şirketlerinde çalışan Türk daimi işçilerinin sosyal sigorta kollarından hastalık sigortasına ilişkin primleri Libya mevzuatına tabidir. Gene sözleşmenin ve İdari Anlaşma'nın 3. maddesi hükmüne göre de; uzun vadeli sigorta kollarına ilişkin primler (işçi ve işveren payları) ile maktu yardımlar Türk mevzuatı hükümlerine tabidir. Başka bir anlatımla hastalık sigortası dışındaki uzun vadeli sigorta kolları Türk Mevzuatına göre yerine getirilecek ve işverenler Türk sistemini aynen uygulayarak yükümlülüklerini prim borçlarını transfer etmekle yerine getireceklerdir. Ülkemizde Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi işçilerin uzun vadeli sigorta kollarından uygulanacak prim oranları ve bu prim oranlarına esas alınacak kazanç tutarlarına ilişkin 506 Sayılı Kanunun 73. ve devamındaki maddeleri, başka kural aranmasına gerek kalmadan, hastalık sigortası dışında aynen Libya'da Türk işçilerini çalıştıran işverenler hakkında da uygulanacaktır. Öte yandan, Kanun gücünde olmak üzere yürürlüğe konulan ve bu gün için dahi geçerliliği devam eden 11.03.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan sözleşme ile buna dayalı 22.09.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan uygulama anlaşması hükümleri, yukarıda öngörüldüğü üzere sosyal güvenlik açısından uygulanacak mevzuatı ve prim oranlarını belirlemiş olup, bu sözleşme ve anlaşmanın sosyal güvenliğe ilişkin kuralları aynı yöntemle yürürlüğe konan başka anlaşmalarla yürürlükten kaldırılmadığı sürece güç ve etkisini sürdürmeye devam ederler.
Prim oranlarının belirlenmesine ilişkin Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu'nun aldığı kararlar ile buna bağlı olarak çıkartılan genelgeler iç ilişki ve uygulamalar itibariyle bağlayıcı ise de; hukuksal konuda bir uyuşmazlığın çözümünde, mahkemelerin doğrudan bu karar ve genelgelere göre sonuca varmaları mümkün değildir. Uyuşmazlığın Anayasa'nın 138/1. maddesinde belirtildiği üzere normlar hiyerarşisine göre çözümlenmesi gerekir ki bu yönde anayasa ilke ve esaslar ile yasa hükümleri uygulanma önceliğine sahip kurallardır. Tüzük, yönetmelik, genelge gibi yürütme organı veya idareye ilişkin tasarruflar ise yukarıda belirtilen kurallara aykırı olmamak üzere daha sonra göz önünde tutulması gereken kuralları belirlerler. Giderek Libya'da çalışan Türk işverenlerine bağlı Türk işçilerin uzun vadeli sigorta kolları yönünden tabi olacağı rejim, 506 Sayılı Kanun hükümlerine göre ortaya konmuştur ve yasal sistemin açıkça düzenleme yaptığı bir alanda yönetim kurulu kararı veya genelge değil yasal sistemin uygulanması esastır. Sonuçta uyuşmazlık konusu dönem için uzun vadeli sigorta kollarına ilişkin prim oranının 506 Sayılı Kanun hükümleri çevresinde % 24,5 olarak kabulü üzerinden tahakkuk ettirilen prim aslından sorumluluğuna hükmedilmelidir.
Bu yönde; Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun, 02.08.1997 yürürlük tarihli 16-147 sayılı ek genelgenin yürürlüğe girdiği tarih öncesini kapsar biçimde geçmişe şamil olarak %24,5 oranında prim tahakkuku yapılamayacağına ilişkin kararının; adli yargıdaki uyuşmazlıklarda anılan Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararı çevresinde işlem yapılması yönünde Sosyal Sigortalar Kurumu yetkili organının kararı olmadıkça bağlayıcı olamayacağı da tartışmasızdır. Diğer taraftan, davalı Kurumun başlangıçta yukarıda öngörülen ilkelere aykırı biçimde Sosyal Sigortalar Kurumu yönetim kurulu kararı ile buna bağlı olarak çıkartılan genelge hükümlerine göre Libya'da iş alan Türk işverenlerin çalıştırdığı Türk uyruklu daimi işçiler için Türkiye'deki %24,5 prim oranı yerine Libya'daki prim oranlarını uygulayarak işverenleri yanıltması karşısında davalı Kurum iş bu yasal olmayan hatalı uygulamasının sonucuna katlanmalı ve Hukuk Genel Kurulu'nun 28.06.2000 tarih, 2000/21-979 Esas, 2000/1079 Karar sayılı kararında da öngörüldüğü üzere fark prim miktarları bakımından, 506 Sayılı Kanun'un 80. maddesi kapsamında primin süresinde ödenmemesinin müeyyidesi olan gecikme zammı ile sorumlu tutulmamalıdır. Ne var ki, davacı işveren; davalı Kurum'ca iş bu fark prim oranı üzerinden tahakkuk ettirilen prim aslının kendisine tebliği tarihinden prim aslı ödeninceye kadar ki dönem için; gecikme zammı ile sorumlu olmalıdır.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmadan yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.09.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy