(2918 S. K. m. 85, 86) (506 S. K. m. 9, 10)
Davacı, trafik iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi İhsan Çakmak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Kurumun temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı Kurum, iş kazasında ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanmış olan gelirin peşin değerinin 506 Sayılı Yasanın 9 ve 10. maddeleri gereğince davalıdan rücuan tahsiline karar verilmesini istemektedir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Yasanın 9 ve 10. maddesine göre işverenin Kurumun rücu alacağından sorumlu tutulabilmesi için 9. maddenin 4447 Sayılı Yasa ile yapılan değişikliğinden önceki hükmü uyarınca, sigortalının işe başlatıldığı tarihten itibaren işverence bir ay içinde Kuruma bildirilmiş olması gerekir. Kural olarak bu bildirimin örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgesiyle yapılması gerektiği tartışmasızdır.
Davalı vekili savunmasında, sigortalının 01.03.1988 tarihinde işe girdiğini, işe giriş bildirgesinin sigortalı tarafından yasal süre içinde doldurulup imzalandığını, ancak unutkanlık sonucunda 6 yıl sonra 30.01.1995 tarihinde Kuruma verildiğini, sigortalının iyi niyetli olduğunu iddia etmektedir. İşe giriş bildirgesinin kazadan ve yasal süre geçtikten sonra Kuruma verildiği uyuşmazlık konusu olmadığından Mahkemece bu bildirgeye itibar edilmemesi doğrudur. Ne var ki davalı vekili, cevap lahiyasında, davalı işverenin sigortalıya ait primlerin düzenli olarak Kuruma bildirilip ödendiğini öne sürmüş ise de temyiz dilekçesinde, müvekkilinin 01.03.1988 tarihinden itibaren aylık prim bildirgeleriyle prim bordrolarını Kuruma verdiğini ve primlerini geciktirmeden ve tam olarak ödediğini iddia etmiş, gerçekten de müfettiş tutanağında 1994 yılının Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında sigortalı adına prim ödemeleri görülmüştür. Keza, prim ödemelerine ilişkin prim belgelerinin gönderilmesi için dosya geri çevrilmiş ve prim tahakkuk cetvelleri gelmiş ise de prim ödemeleri davalı vekilinin temyiz dilekçesinde öne sürdüğü gibi 1988 yılından sigortalının öldüğü tarihe kadar geçen dönemi içermemektedir. Öte yandan sigortalının ölüm tarihinden sonra verilen işe giriş bildirgesinde gösterilen işyeri sicil numarası ile sigortalı hesap fişinde kayıtlı işyeri sicil numarası rakam itibariyle tam olarak birbirini tutmamaktadır. Öte yandan davacıya ait başka yerlerden verilmiş birden ziyade işe giriş bildirgesinin mevcut olduğu görülmektedir.
Bu açıklamaların ışığında davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, işveren işe başlayan sigortalıya ait işe giriş bildirgesini yasal süre içinde Kuruma bildirmemiş olsa bile, şayet sigortalının primlerini sürekli ve düzenli olarak ödemiş, işe giriş bildirgesi dışında diğer prim belgelerini Kuruma vermiş ise yine 506 Sayılı Kanunun 9 ve 10. maddelerine göre sorumlu tutulup tutulamayacağıdır.
Hemen ifade etmek gerekirse, 9 ve 10. maddenin getiriliş amacı, bildirimsiz sigortalı çalıştırılmasını önlemek ve Kurumun prim kaybına uğramasına engel olmaktır. İşveren, yanılgı sonucu işe giriş bildirgesini vermese bile şayet sigortalıya ait primleri ödemiş, diğer prim belgelerini vermiş, ayrıca sigortalıya Kurumca şahsi sigorta sicil numarası verilmiş ise amaç gerçekleşmiş olduğundan salt işe giriş bildirgesini vermeyen işveren 9 ve 10. maddeye göre sorumlu tutulamaz. Zira eksik belgeyle bildirilen sigortalıya ait belgelerin Kurumca resen istenmesi ve sigortalının akıbetinin Kurumca takibedilmesi gerekir. Burada şu önemli konunun da dikkate alınması gerekmektedir. Sigortalıya ait primler ödenmiş ve sigortalının kim olduğu Kurumca saptanabilecek bir durumda değilse aylık prim bildirgeleriyle dönem bordroları verilmiş olsa bile işveren sorumluluktan kurtulamaz. Sorunu bir örnekle açıklamak gerekirse, aylık prim bildirgelerinde ve dönem bordrolarında sigortalının kimliği yazılı değilse ve kendisine sigorta sicil numarası verilmemiş ise bu sigortalıyı Kurumun takibetmesi mümkün değildir. Zira 9 ve 10. maddelerin başka bir amacı da sigortalıları Kurum tarafından denetim altında tutmaya yöneliktir. Kuşkusuz sigortalıya sicil numarasının verilmiş olması o sigortalının Kurumun denetimi altına girdiğini gösterir. Zira Kurum, kim olduğunu saptayamadığı sigortalıya sicil numarası vermez.
Davadaki somut olaya gelince, prim tahakkuk cetvellerinde sigortalıya sicil numarası verildiği görülmekte ise de, cetveldeki primlerin davalı işverence mi yoksa diğer işe giriş bildirgesinde gözüken işverenlerce mi ödendiği açıkça anlaşılamamaktadır. Keza, sigortalının 1988 yılından, öldüğü tarihe kadar tüm primlerin ödendiğine ilişkin prim tahakkuk cetvelleri Kurumdan getirtilmemiştir. Ayrıca, sigortalıya ait şahsi sicil dosyası ile işyeri dosyalarının asıllarının celbedilip incelenmediği görülmektedir. Bu durumda, sözü edilen dosyalar celbedilmek suretiyle davalı işveren tarafından iş kazasında ölen sigortalı adına hangi tarihlerde ne kadar prim ödendiği araştırılıp saptanmalı, özellikle kaza tarihine kadar prim ödenip ödenmediği belirlenmeli, sigortalının işyerinde süreklimi yoksa kesintilimi çalıştığı, belirlenmeli, giriş ve çıkış yapılmamışsa, işyerine en son girdiği tarihten sonra primlerinin ödenip ödenmediği tespit olunmalı, gerçekten iddia edilen primlerin davalı işverence ödendiği anlaşıldığı takdirde davanın reddine, aksi takdirde şimdiki gibi kabulüne karar verilmelidir.
Mahkemece açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Üye M. Zafer Erdoğan ve Coşkun Ö.'ün muhalefetlerine karşı; Başkan Resul Aslanköylü, Üye Sami Koçak ve Süleyman Caner'in oylarıyla ve oyçokluğu ile 12.02.2002 gününde karar verildi.
KARŞI OY
Davacı Kurum, davalı işveren tarafından işe giriş bildirgesi verilmeksizin ancak primler ödenmek suretiyle çalıştırılan sigortalının iş kazasında ölümü nedeniyle hak sahiplerine bağlanmış olan gelirin peşin değerinin 506 Sayılı Yasanın 9 ve 10. maddeleri gereğince davalıdan rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
506 Sayılı Yasanın değişiklikten önceki 9. maddesi de ... işveren çalıştırdığı sigortalıları, örneği Kurumca hazırlanacak bildirgelerle en geç bir ay içinde Kuruma bildirmeye mecburdur... denilmekte ve bu maddedeki mükellefiyete uyulmaması halinde işverenin sorumluluğu 10. maddede düzenlenmiştir.
4447 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 506 Sayılı Yasanın 9. maddesi değiştirilerek işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları işe başlamadan önce Kuruma bildirme yükümlülüğü getirmiştir. Bundan da anlaşılabileceği gibi yasa koyucu işe giriş bildirgesine ayrı bir önem vermektedir. Sosyal Sigortalar Kanununun 9. maddesinde anılan bildirgenin herhangi bir surette değil örneği Kurumca hazırlanacak bildirgelerle yapılması öngörülmüştür. Bu bildirge Sosyal Sigorta İşlemleri Tüzüğünün madde 10/11 de işe giriş bildirgesi olarak adlandırılmıştır.
9. maddenin kuruluş amacı her sigortalı için bir özel dosya hazırlamaktır. İşveren çalıştırdığı sigortalıyı Kuruma bildirmesi üzerine, Kurum o sigortalıyı tescil ile o sigortalıya sicil numarası verir. Kanun koyucu çalıştırılan sigortalının mutlaka işe giriş bildirgesiyle bildirilmesi gerektiğini bir başka biçimde bildirmenin örneğin sigorta prim bildirgesi, dört aylık sigorta prim bordrosu ile bildirmenin bildirim zorunluluğunu yerine getirme anlamına gelmediğini 9. maddede göstermektedir. Yine kanun koyucu bu madde hükmü ile işe giren sigortalının belli süre içinde mutlaka Kuruma bildirilmelerini sağlamak istemiştir. Bunun içinde sigortalının bildirilmesini belirli bir şekil ve usule bağlı tutmuş, şekle uymayan bildirgeyi sigortalının işe girdiğini bildiren bir işlem olarak kabul etmemiştir.
Somut olayda sigortalının 01.03.1988 tarihinde işe girdiği 05.01.1995 tarihinde iş kazası geçirerek vefat ettiği, davalıya ait işyerinden sigortalının 30.01.1995 tarihinde işe giriş bildirgesinin verildiği görülmektedir. İşe giriş bildirgesinin kazadan ve yasal süre geçtikten sonra Kuruma verildiği uyuşmazlık konusu değildir. Ancak iş kazasının meydana geldiği tarihide kapsar biçimde tüm primlerin ödendiğine ilişkin prim tahakkuk cetvelleri Kurumdan getirtilmediğinden, primlerin ödenip ödenmediği de belli değildir. Ancak işe giriş bildirgesi kazadan önce verilmemiştir. Kurum sigortalı hakkında sigorta sicil numarası vermişse de daha önce başka bir işyerinden sicil numarası almış olup teker davalıya ait işyerine girdiğinde süresinde işe giriş bildirgesi verilmediğinden bu sicil numarasının bir delil niteliği taşımayacağı ortadadır.
Burada, çoğunluk görüşünün kabulü halinde, uygulamada ortaya çıkacak önemli bir çelişkiye de değinmek gerekir. 4447 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra kural olarak işe başlamadan önce giriş bildirgesinin verilmesi şarttır. Şu hale göre bildirimsiz sigortalı işe girdiğinin ertesi günü iş kazası geçirirse işveren yapılan harcamalar ve bağlanan gelirlerden sorumludur. Prim yatırma süresi ertesi ayın sonuna kadar sürdüğüne (md.80) göre şayet iş kazası işe girdiğinin ertesi gününden primlerin yatırıldığı güne kadar geçen süre içinde meydana gelirse işveren 10. maddesine göre sorumlu olacak, primler yatırıldıktan sonra ise sorumlu olmayacaktır. Böylece farklı tarihler de meydana gelecek sigorta olayları yönünden çoğunluk görüşüne göre farklı sonuçlar ortaya çıkacak ve bu durum haksız uygulamalara neden olacaktır.
O halde işveren çalıştırdığı sigortalıyı yasal süre içinde örneği Kurumca hazırlanacak bildirge ile Kuruma bildirmediği takdirde hakkında 10. maddenin uygulanması gerekir. Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin bu güne kadar sürdürdüğü içtihatlarda bu anlayış hakim olmuş, bu görüş Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da benimsenmiştir.
Ayrıca Kanun 140. maddenin B bendi ile de bu konuda cezai müeyyide getirmiş ve bu suretle sigortalıyı bildirme işlemlerinin belirli bir biçimde yerine getirilmesi amaçlanmıştır.
Sonuç olarak primler ödenmiş olsa bile işe giriş bildirgesi verilmediğinden işveren 506 Sayılı Kanunun 9 ve 10. maddeleri gereğince sorumludur.
Açıklanan sebeplerle mahkeme kararının onanması görüşüyle yerel mahkeme kararını bozan çoğunluk kararına karşıyız.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy