(506 S. K. m. 15, 26) (1086 S. K. m. 203)
Dava: Davacı, iş kazasında malul kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme,ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün,davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı Kurum,iş kazası sonucu sürekli işgöremez duruma düşen sigortalıya yaptığı sosyal sigorta yardımlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemektedir. Davanın yasal dayanağı Sosyal Sigortalar Kanununun 26.maddesi olup,davalı, cevap dilekçesinde davayı kabul etmiş,ne ki sigortalıya Kurumca yapılması gereken sağlık yardımlarını kendisinin yaptığını iddia ederek ödediği miktarın mahsup edilmesini istemiştir.
Taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, davalı işverence, kazanın hemen akabinde sigortalının tedavisinde ödenen sağlık giderlerinin Kurumun rücu alacağından düşülüp düşülemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın yasal dayanağı,Sosyal Sigortalar Kanununun 15. ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 203 ve ardından gelen madde hükümleridir.Sözü edilen 15.maddeye göre işveren, iş kazasına uğrayan sigortalıya,Kurumca işe el konuncaya kadar,sağlık durumunun gerekli kıldığı yardımları yapmakla yükümlüdür. Bu amaçla yapılan ve belgelere dayanan giderlerle yol paraları Kurumca işverene ödenmesi gerekir.
Somut olayda işverenin iş kazası sonucu parmakları kopan sigortalıyı hemen ve acilen özel bir sağlık tesisine götürüp tedavi ettirdiği, tedavi giderlerini işverenin ödediği ve ödemelerin belgelendirildiği görülmektedir. İşverenin iş kazasında parmakları kopan sigortalıyı Kurumun sağlık tesisine değil de acilen olay yerine en yakın özel sağlık tesisine götürmesi hem Sosyal Sigortalar Kanununa hem Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne,hem de hayatın olağan akışına uygun olduğundan işverenin özel sağlık tesisinde sarfettiği sağlık giderlerini Kurumdan istemesi ve mahkemece mahsup yoluyla rücu alacağından düşülmesi doğrudur.
Öte yandan,takas ve mahsup iddiasının yazılı yargılama usulünde 10 günlük cevap süresi içinde,sözlü yargılama usulünde ise ilk celseye kadar öne sürülmesi gerektiği tartışmasızdır. İş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü öngörülmüş olup davalı,ilk celseden önce takas ve mahsup iddiasını öne sürmüştür.
Bundan başka Borçlar Kanununun 118.maddesi hükümleri uyarınca da takas iddiasında bulunulabilir. Hatta bu maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre alacaklardan biri münazaalı olsa bile takas dermayanın da bulunabilir.
Sonuç: Hal böyle olunca gerek karar yerinde gerekse burada gösterilen nedenlerle mahkemece davalının takas ve mahsup iddiasının kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacının tüm temyiz itirazlarının kabulü ile usule ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 16.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy