(506 S. K. m. 120) (1479 S. K. m. 66) (5434 S. K. m. 105) (YHGK. 23.03.2005 T. 2005/10-168 E. 2005/199 K.)
Dava: Davacı, davalı Kurum işleminin iptali ile yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Uyuşmazlık, yaşlılık aylığı bağlanmasında; sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihinin mi, yoksa çalışmanın başlamasından sonra mahkeme kararı ile düzeltilen tarihin mi esas alınacağı noktasında toplanmaktadır. Türkiye'deki sosyal güvenlik kuruluşlarının yaşlılık aylığı bağlanmasıyla ilgili 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 120, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 66, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 105. maddesi, "yaşlılık aylığının bağlanmasında; sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarihteki yaşının esas alınacağı" şeklinde birbirine paralel düzenlemeler içermekte olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2002 gün ve 21-761/777 sayılı kararı da bu doğrultudadır. 08.09.1999 gün ve 23810 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanunla tüm sosyal güvenlik kuruluşlarında yaşlılık aylığı bağlanması ile ilgili yaş sınırının yükseltildiği bilinen bir gerçektir. 01.01.1977 tarihinde ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayan ve kayden 20.03.1961 doğumlu olan sigortalının yaşının, temyiz edilmeksizin kesinleşen Yenimahalle 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.09.1977 gün ve 1138/456 sayılı kararı ile 20.03.1959 olarak düzeltildiği kabul edilerek, yaş düzeltmesi Kurumca kabul edilmediği için tahsis talebi reddedilen davacının, 01.06.2003 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Başkan Coşkun Erbaş ve Üye Neslihan Sever'in muhalefetlerine karşı; Üye Süleyman Caner, Coşkun Ö. ve A.Suat Ertosun'un oylarıyla ve oyçokluğuyla 12.02.2004 gününde karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY YAZISI :
Uyuşmazlık, mahkeme kararı ile değiştirilen doğum tarihine ilişkin kayıt'ın, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 120 maddesinde öngörülen biçimde ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihi yerine ikame edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Dairemizin kuruluşundan bu yana hiçbir sapma göstermeksizin oluşan yerleşik inançları, 506 sayılı Yasanın 120. maddesinde sözü edilen "ilk kaydın esas alınacağı" hükmüyle bir kimsenin birden çok ( değişik ) tarihlerle nüfusa kaydedilmiş olması veya nüfus kütüğü ile nüfus cüzdanı arasında uyuşmazlık olması gibi hallerde, uygulamada birlik sağlanmasına matuf olarak "ilk kaydın esas alınması" gereğine işaret etmekte ve buradaki amaç'ın kesinleşmiş mahkeme hükmü ile değiştirilen doğum tarihine değer atfedilemeyeceği ( uygulanmayacağı ) anlamında yorumlanamayacağını vurgulamaktadır. Belirtmek gerekirse, gerçekten de kesinleşmiş mahkeme hükmü ile düzeltilmiş şekliyle oluşturulan, iş bu yeni yaş kaydı, düzeltmeye konu doğum tarihindeki yanlışlığı tümüyle ( başlangıçtaki ilk kayıt tarihinden itibaren sildiği ) ortadan kaldırdığı gibi düzeltilmiş kaydın yanlış doğum tarihine ilişkin ilk kaydın yerini aldığında ve onun yerine ikame edildiğinde kuşku yoktur. O nedenle düzeltilmiş yaş kaydının ( ilk kayıt yerine geçmek üzere ) asıl kabul edilmesi gerekeceğinden, böyle durumlarda birden fazla kaydın varlığından söz edilemez. Kaldı ki Anayasanın 138/son maddesi uyarınca kesinleşen yargı kararlarının gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı bu cümleden olarak yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunluluğu bulunmaktadır.
Nitekim, anılan doğrultuda oluşturulan Sosyal Sigortalar İşlemleri Yönetmeliğinin 83. maddesi ile yapılan düzenleme de, özellikle bu yöndeki görüşlerimizi teyit etmektedir. İşte anılan yönetmeliğin 83. maddesi "birden fazla nüfus kaydı bulunanların bu kayıtları arasında fark varsa, tarihi eski olan kayıt, sonraki kayıt idare veya kaza mercilerinden verilmiş bir kararla yapılmış veya düzeltilmiş ise, kararlar kesinleşmiş olmaları şartıyla nüfus kayıtlarına geçirilmemiş olsa bile, yukarıda belirtilenler için bu kayıt esas olur" demek suretiyle, hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek açıklıkla, yaş tashihi kararlarının maddede sözü edilen biçimde sosyal sigorta işlemlerinde esas alınacağını amir bulunmaktadır.
Şu hale göre, kesinleşmiş mahkeme hükmü ile düzeltilmiş yaş kaydının asıl ve ilk kayıt olarak kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. Kaldı ki 506 sayılı Yasanın 120 maddesi, mahkemelerden verilen yaş tashihi kararlarının belirtilen koşullarda uygulanmayacağına ilişkin ( 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 105/2 maddesine koşut ) bir hüküm içermemektedir. Öyleyse yaş tashihinin, anılan 120 madde çerçevesinde, sosyal sigorta uygulamalarında bir engel oluşturduğu savına yasaca ve hukukça cevaz yoktur. Bu durumda, yaş tashihi Sosyal Sigortalar Yasası uygulanmasında ve özellikle yaşlılık aylığı bağlanmasında engel kabul edilemez. Ayrıca Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtlarındaki değişiklikler ile doğum yeri, ad ve soyadı ile ana-baba adı değişikliklerine dair yargı kararlarının çekişme konusu yapılmadığı halde doğum tarihi değişikliklerine dair yaş tashihi kararlarının uygulanmak istenmemesi bir ikilem oluşturmaktadır. Öte yandan somut olayda çekişmeye konu yaş tashihi ile Yasada yaşlılık aylığı bağlanması ile ilgili olarak yapılan ve ağırlaştırıcı hükümler getiren düzenlemelerin ( bertaraf edilmesi ) aşılması gibi bir amacın güdüldüğü ve bu hal ile kanuna karşı hile yoluna başvurulduğu ve muvazaa içerdiği de iddia ve ispat edilmiş değildir.
Anayasamızın 2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir hukuk devleti" olduğu vurgulandıktan sonra, 60. maddesinde de "herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir" denilmek suretiyle hiç kimsenin bu haktan mahrum edilemeyeceği öngörülmektedir.506 sayılı Yasanın 6. maddesine göre ise "...sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez" olduğu hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler ışığında meseleye baktığımızda, sosyal güvenlik konusunun kamuya mal edilmiş olduğunda, ve geniş kitlelerin Devletin koruması ve şemsiyesi altında toplanması gereğine işaret edilmiş olduğunda kuşku yoktur. O halde sosyal güvenlik konusunu Anayasamızın öngördüğü Sosyal Devlet anlayışı içinde ele almak ve Yasaları genişletici yoruma tabi kılmak zorundayız. Zira Yasaların leyhe yorumlanması ve mevzuatın elverdiği ölçüler içerisinde olabildiğince geniş kitlelerin sosyal güvenlikten yararlandırılmaları Anayasamızın ve bu konudaki yasalarımızın öngördüğü hedefler arasında olup, esasen bu yön sosyal güvenlik hukukunun da evrensel ilkelerindendir.
Bu anlamda anılan Yasanın 120 maddesi herhangi bir değişiklik içermemesine karşın bu defa yasa maddesi daraltıcı bir yoruma tabi tutarak, Dairemizin kurulduğu günden bu yana istikrarlı bir şekilde uygulanmakta olan konuyla ilgili içtihadımızı kökten değiştiren çoğunluğun bozma doğrultusundaki kararına katılmıyoruz. Mahkeme kararının onanması görüşündeyiz.
Full & Egal Universal Law Academy