(4958 S. K. m. 58) (3201 S. K. m. 3, 6)
Dava: Davacı, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 2.784.071.204 liranın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Nesrin Şengün tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Dava sonucu itibariyle, 2147 sayılı Kanun ile 3201 sayılı Kanun uyarınca yurt dışında geçen çalışma sürelerini borçlanan ve 01.10.1993 tarihinden itibaren 3201 sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı bağlanmış olan davalı pasif sigortalının, 18.09.1995 - 31.12.1997 döneminde yeniden yurt dışında çalıştığından bahisle 18.09.1995 - 18.04.2000 tarihleri arasında, fuzulen ödendiği iddia olunan yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Bilindiği gibi 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un 3. maddesinde yer alan, borçlanma isteminde bulunabilmek için yurda kesin dönüş yapılması gereğini öngören düzenleme, Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.2002 günlü, 2000/36 E. 2002/198 K. Sayılı kararı ile iptal edilmiş, 29.07.2003 tarihli 4958 sayılı Yasanın 56. maddesiyle de, 3201 sayılı Yasanın 3. maddesinde bu yönde gerekli düzenleme yapılmıştır. Sıralanan hukuksal çerçeve karşısında; yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının borçlanabilmeleri için yurda kesin dönüş yapma koşulu ortadan kalkmış olmakla birlikte, 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanan Türk vatandaşlarına yaşlılık aylığı tahsisi için "yurda kesin dönülmüş olması" koşulunun varlığına ilişkin aynı kanunun 6. maddesi hükümleri, Anayasa Mahkemesince iptal edilmemiş olup, yürürlükte bulunmaktadır.
Somut olayda da; davalı sigortalıya, sözü edilen 6. madde uyarınca yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının gerçekleşmesi üzerine 01.10.1993 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Diğer taraftan, 3201 sayılı Kanunun 6. maddesinin ( B ) bendi hükümlerine göre, yurda kesin dönüş yapıp kendisine yaşlılık aylığı bağlanan sigortalı yurt dışında çalışmaya başlamış ise yaşlılık aylığı kesilir; yurda yeniden kesin dönüş yapanların eski aylıkları kesin dönüşü takip eden aybaşından itibaren yeniden ödenmeye başlanır.
Bu yönde; yurt dışında işsizlik sigortasından yardım görenlerin fiilen çalışmışlar gibi değerlendirilmesi gerekir. Dava konusu olayda da, davalı sigortalının; 01.10.1993 tarihi itibariyle, 3201 sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı bağlanmasından sonra, 18.09.1995 - 31.12.1997 tarihleri arasındaki dönemde, yurt dışında fiilen çalıştığı anlaşılmakla; yukarıda açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde, davalının yurt dışında çalışmaya başladığı 18.09.1995 tarihinden, yeniden yurda kesin dönüş yaptığı tarihe kadarki dönemde ödenen yaşlılık aylıklarından Kuruma karşı sorumluluğu gerekmekte ise de, davacı; 2147 sayılı Kanun uyarınca borçlandığı 183 aylık yurt dışı hizmet süresi ile yurt içindeki 1964 yılına ait 119 günlük sigortalı çalışması gözetildiğinde, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki yurt dışı hizmet borçlanması ile kazanılan süre dışlansa bile 01.10.1993 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanabilmektedir. Bu yönde; 2147 sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı tahsisi için; yurda kesin dönüş yapmanın zorunlu olduğuna ilişkin herhangi bir hüküm de mevcut değildir.
Hal böyle olunca da; 18.09.1995 tarihi ile yeniden yurda kesin dönüşün gerçekleştiği tarihe kadarki ( taleple bağlılık ilkeside gözetilmek suretiyle ) dönem için; 3201 sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylıklarla, 2147 sayılı Kanuna göre borçlanılan yurt dışı hizmet süresi ve Türkiye'de ki sigortalı çalışma süresi üzerinden yeniden saptanacak aylıklar arasındaki fark esas alınarak ve yine sigortalının eski aylıklarının yurda kesin dönüş tarihini takip eden aybaşından itibaren tekrar ödenmeye başlanması gereğine ilişkin olgu da gözetilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın tümden reddine hükmolunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy