(2918 S. K. m. 98, 99, 108) (Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliği 12, 13, 14) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Davacı, trafik iş kazasında malül kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün, davacı ve davalılardan Anadolu Sigorta A.Ş. Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hüseyin Erol tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı SSK Başkanlığının tüm, davalı Anadolu Sigorta A.Ş vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalı Sigorta Şirketi açısından faiz başlangıç (temerrüt) tarihi belirlenirken; ilgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98,99 ve 108. maddeleri ile 03.05.1997 gün ve 22978 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliği'nin 12, 13 ve 14. maddelerinde yazılı biçimde fona başvurulduğu halde ödeme yapılmamışsa başvuru tarihinden itibaren birliğin temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş ya da hiç müracaat edilmemişse fon temsilcisinin temerrüdünden bahsedilemeyeceğinden faiz başlangıcının Sigorta Şirketi aleyhine icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa dava tarihi kabul ve tespit edilmek gerekir.
Dava konusu alacak nedeniyle, Kurum'un Sigorta Şirketine dava öncesi yukarıda belirtilen şekilde herhangi bir başvurusunun bulunmaması karşısında, faiz başlangıç tarihinin bu davalı yönünden dava tarihi olarak alınması gereği gözetilmeksizin hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden karar bozulmamalı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Sonuç: Yukarıda izah olunan nedenlerle hüküm fıkrasının 1 nolu bendindeki kabulüne sözcüğünden önce gelmek üzere kısmen sözcüğünün eklenmesine ve 26.10.2002 tarihli ibaresinden sonra gelen kısmın 2.bende kadar silinerek yerine bilirkişi raporunda gösterilen miktarlara; davalı Yusuf Ok yönünden bu raporda gösterilen faiz başlangıç tarihleri esas alınarak, davalı Sigorta Şirketi yönünden ise dava tarihi olan 12.08.2001 tarihi esas alınarak yasal faiz uygulanmak sureti ile (Sigorta Şirketi için limit dahilinde) tahsili ile davacı Kuruma verilmesine, rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekliyle onanmasına, Başkan Resul Aslanköylü'nün muhalefetine karşı; Üye Coşkun Erbaş, Süleyman Caner, Neslihan Sever ve Ali Göcen'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 07.04.2003 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davada sigortalıya hastalık sigortası kolundan yapılan sağlık yardımlarının davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesi istenmiş olup, davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 39. maddesidir.
Anılan maddenin başlığı üçüncü kişinin sorumluluğu deyimini içermektedir. Hal böyle olunca, bu maddeye göre Kuruma karşı sorumlu olan kişi üçüncü kişidir. Üçüncü kişinin sorumlu tutulabilmesi için kasdı veya suç sayılır hareketinin gerçekleşmesi gerekir.
Somut olayda sigortalı, sürücünün kullandığı aracın çarpması sonucu zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalmış ve yaralanmıştır. Sürücünün Kuruma karşı üçüncü kişi konumunda ve kazanın meydana gelmesinde yüzde yüz kusurlu bulunduğu davalı sigorta şirketinin de sürücünün kullandığı aracı zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortaladığı tartışmasızdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık Kurumun, sigortalının halefi olup olmadığı, sigortalıya hastalık sigortası kolundan yapılan yardımların Kurumca Sosyal Sigortalar Kanunu madde 39 çerçevesinde davalı sigorta şirketinden istenebilip istenemeyeceği noktasındadır.
Hemen ifade etmek gerekirse öğretinin baskın görüşüne göre, bir hakkın halefiyet ilkesine dayandığının kabul edilebilmesi için yasalarda açık bir hükmün bulunması şarttır. Ayrıca halefiyete ilişkin hükümler istisnai hükümler olup genişletici yoruma tabi tutulamaz. Oysa ne 39. maddede ne de Sosyal Sigortalar Kanununun diğer maddelerinde Kurumun rücu hakkının halefiyet ilkesine dayandığına ilişkin bir hüküm mevcuttur. Hal böyle olunca Kurum, sigortalının halefi sıfatıyla sigorta şirketinden herhangi bir talepte bulunamaz.
Öbür yandan Kurumun, sigortalının halefi olduğu kabul edilse bile somut olayda sözü edilen 39. maddede öngörülen koşullar sigorta şirketi açısından gerçekleşmemiş olduğundan davalı sigorta şirketi Kuruma karşı yine sorumlu tutulamaz. Zira davalı sigorta şirketinin, zararlandırıcı sosyal sigorta olayının oluşmasında kasdı veya suç sayılır hareketi iddia ve ispat edilmediğinden 39. maddede öngörülen koşulların oluşmadığı açık seçik ortadadır. Kaldı ki sigortalının, sigorta şirketi hakkındaki talep hakkının yasal ve hukuksal dayanağı ne 39. ne de Borçlar Kanununun 41 ve ardından gelen maddeleridir. Talebin yasal dayanağı Karayolları Trafik Kanunu olup sigortalı, sigorta şirketiyle araç maliki arasında yapılan sigorta akdi çerçevesinde talepte bulunabilir.
Açıklanan bu nedenlerle davalı sigorta şirketinin sorumlu tutulmasına ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim. Sayın çoğunluğun onama görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy