(506 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 53) (3065 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 423)
Dava: Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi E. Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi olup, davalı işverenin rücu alacağından sorumluluğu ancak maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür.
506 Sayılı Kanunun 26. maddesine dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde mahkemece, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu dosya içersindeki tüm deliller takdir olunarak varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular bilirkişiye bildirilip olaydaki kusur durumunun buna göre çözümlenmesi istenmelidir. Bundan başka bu tür davalarda, bilirkişi ya da bilirkişi kurulu kusur durumunu saptarken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını irdelemeli anılan mevzuat hükümleri ile işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerinde yer almasa dahi, işverenin 1475 Sayılı Kanunun 73. maddesinde öngörüldüğü üzere işyerinde çalışan sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğunu gözetmelidir.
Davalı işveren hakkında açılan kamu davası sırasında cezai sorumluluğunu belirlemek amacıyla düzenlenen kusur belirlemesine yönelik rapor, iş güvenliği uzmanlarından oluşan kurul tarafından düzenlendiği gerekçesiyle, tarafların itirazlarına karşın bu davada da karar dayanak yapılarak; zararlandırıcı sigorta olayının oluşumunda davalı işverenin 3/8, kazalının ise 5/8 oranında kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Borçlar Kanunu'nun 53. Maddesindeki düzenlemenin de gereği olarak, hukuk hakimi ceza davasında kesinleşen maddi olgularla bağlı olup, kusur oranlarıyla bağlı değildir. Olay günü çalışmaya başladığı işverene ait bina inşaatının 5. katındaki kirişleri destekleyen tahta direkleri keserle sökerken dengesini yitirip düşerek ölen sigortalıya, emniyet kemeri verilmediği, sigortalının düştüğü kısımda herhangi bir korkuluk bulunmadığı, ağır ve tehlikeli işlere uygunluk raporu aldırılmadığı, inşaatta fenni yeterliği bulunan teknik sorumlu gözetimi olmaksızın çalışıldığı yönündeki sigorta müfettişi tespitleri; yargılama sürecinde dinlenen tanıkların anlatımlarıyla, ceza yargılamasında elde edilen kanıtlar da gözetilerek, işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarıyla kazanın gerçekleştiği işkolunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan alınacak raporun, sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında değerlendirilmesi; kusur raporları arasında çelişki doğması halinde ise yöntemince giderilmesi gerekleri üzerinde durulmaksızın, itirazlara karşın ceza davasındaki kusur raporunun hükme dayanak kılınması,
2- Anayasa'nın 73. maddesi, Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. düzenlemesini içermekte olup, öğreti ve uygulamada verginin yasallığı olarak adlandırılan bu ilke, vergi, resim, harç ve benzeri kamusal güce dayalı bütün yükümlülüklerin yasayla düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmektedir. Vergi yükümlülüğünün konusu, yükümlüsü, matrahı ve oranı gibi unsurların yanında, vergiden doğan ödev ve usul ilişkilerinin de yasayla düzenlenmesi gereği anılan hükmün zorunlu sonucudur.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 20. maddesinde yer alan,
1. Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedeldir.
2. Bedel deyimi, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade eder. düzenlemesindeki vergi matrahı tanımından hareket edildiğinde, davada haksız çıkan tarafın, davada lehine hüküm kurulan tarafın vekilinin hizmetinden yararlanan kişi olarak nitelenemeyeceği gibi; aynı maddenin 4 numaralı bendi de, Belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedeli Katma Değer Vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. açık hükmünü içermektedir.
Kişilerin katma değer vergisi mükellefi olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümlenemeyeceği hukuksal gerçeği da ortadayken; 04.12.2002 Tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde yer alan, Bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı kanun hükümleri gereği Katma Değer Vergisi ayrıca ilave edilir. ifadesi, yukarıda sıralanan yasal gerekler gözetilerek oluşturulmuş bir düzenlemeyi içermediği ve normlar hiyerarşisine uygun hukuksal bağlayıcılık kazanmış bir düzenleme niteliğini kazanmadığından, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 423. maddesinde yer almayan bir unsurun da yargılama giderleri kapsamında hüküm altına alınmış olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08.04.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy