(1479 S. K. m. 63) (2918 S. K. m. 3) (3065 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 423)
Dava: Davacı, trafik kazasında ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın davalılar Osman ve Kemal Ş. yönünden reddine diğer davalı Fatih Ş. yönünden ise kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı ve davalılardan Fatih Ş. Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi S. Ö. Hatiboğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dava 17.04.2000 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine davacı Kurumca bağlanan aylığın ilk peşin değerinin 1479 sayılı kanunun 63. maddesi hükmüne göre davalılardan rucüen tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davalı araç malikleri yönünden davanın reddine, kusurlu şoför yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Davalı araç maliklerine ilişkin karara dayanak kılınan 1479 sayılı kanunun 3396 sayılı kanunla değişik 2. fıkrasında yer alan araç malikleri ibaresi Anayasa Mahkemesinin 27.08.2000 tarih ve 2001/343 Esas 2002/41 Karar sayılı ilamı ile iptal edilmiş ve iptal kararı 13.11.2002 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu durumda araç maliklerinin 1479 sayılı kanunun 63. maddesi hükmüne göre Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurunun varlığı ya da anılan yasanın öngördüğü diğer sorumlular kavramı kapsamından 2918 sayılı kanunun 3. maddesi hükmünde öngörülen tanım çevresinde işleten sıfatının haiz bulunması; bir başka anlatımla trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işletiyor olması halinde mümkündür.
Somut olayda davalı araç maliklerinin kazanın meydana gelmesinde kusurları bulunmamakta ise de dosya içinde mevcut deliller uyarınca maliki oldukları aracın ticari araç olduğu, şehir içi dolmuş olarak işletildiği, olayda kusurlu Fatih'in aracın şoförü olduğu dolayısıyla 2918 sayılı kanunun 3. maddesi anlamında işleten sıfatını haiz oldukları belli olduğuna göre işleten sıfatı ile sorumluluklarına karar vermek gerekirken haklarındaki davanın reddine karar verilmesi, Anayasa'nın 73. maddesi, Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. düzenlemesini içermekte olup, öğreti ve uygulamada verginin yasallığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke, vergi, resim, harç ve benzeri kamusal güce dayalı bütün yükümlülüklerin yasayla düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmektedir. Vergi yükümlülüğünün konusu, yükümlüsü, matrahı ve oranı gibi unsurların yanında, vergiden doğan ödev ve usul ilişkilerinin de yasayla düzenlenmesi gereği anılan hükmün zorunlu sonucudur.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 20. maddesinde yer alan,
1. Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedeldir.
2. Bedel deyimi, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade eder. düzenlemesindeki vergi matrahı tanımından hareket edildiğinde de, davada haksız çıkan tarafın, davada lehine hüküm kurulan tarafın vekilinin hizmetinden yararlanan kişi olarak nitelenemeyeceği gibi, aynı maddenin 4 numaralı bendi de, Belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedeli Katma Değer Vergisi dahil edilerek tespit olunur ve müşteriye ayrıca intikal ettirilmez. açık hükmünü içermektedir.
04.12.2002 Tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde yer alan, Bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı kanun hükümleri gereği Katma Değer Vergisi ayrıca ilave edilir. ifadesinin, yukarıda sıralanan yasal gerekler gözetilerek oluşturulmuş bir düzenlemeyi içermediği ve normlar hiyerarşisine uygun hukuksal bağlayıcılık kazanmış bir düzenleme niteliğini kazanmadığından, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 423. maddesinde yer almayan bir unsurun da yargılama giderleri kapsamında hüküm altına alınmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Kuşkusuz bir kimsenin katma değer vergisi mükellefi olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıklar adli yargı yerinde çözümlenemez.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.04.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy