(506 S. K. m. 26) (2918 S. K. m. 98, 99, 108)
Dava: Davacı, trafik iş kazasında malul kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davacı ve dahili davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. Erol tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalı Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabı vekilinin ve davacı Kurumun sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava; sigortalı Müslüm K.'ın geçirdiği trafik iş kazası sonucu Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının 506 Sayılı Kanunun 26 maddesi uyarınca rucüen ödetilmesi istemine ilişkin olup, kazaya neden olan aracın plaka numarasının, trafik kazası tespit tutanağında ve hazırlıkta alınan ifadelerde 34 VYD 98 olarak belirtilmesi karşısında bu plakanın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi olup olmadığı ve şayet poliçesi mevcut ise bu poliçenin kaza yapan araca ait olup olmadığının karşılaştırılarak dava açılması gerekirken anılan plakanın yanlış olarak 34 UYD 98 şeklinde yazılarak, gelen yazı cevabına göre davanın Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabına yöneltilmiş olması,
3- Kabule göre de; sigortalıda oluşan meslekte kazanma güç kaybı oranı %34.2 olmasına göre, ileride çalışarak emekli olması baskın olasılık dahilinde bulunan sigortalının kazanç kaybı hesabında pasif döneme ilişkin sürenin hesaplama dışında bırakılması gereğinin gözetilmediği hesap raporunun hükme dayanak kılınması,
4- Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği açısından faiz başlangıç (temerrüt) tarihi belirlenirken; ilgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98, 99 ve 108. maddeleri ile 03.05.1997 gün ve 22978 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliği'nin 12, 13 ve 14. maddelerinde yazılı biçimde fona başvurulduğu halde ödeme yapılmamışsa başvuru tarihinden itibaren birliğin temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş ya da hiç müracaat edilmemişse fon temsilcisinin temerrüdünden bahsedilemeyeceğinden faiz başlangıcının Birlik aleyhine icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa dava tarihi kabul ve tespit edilmek gerekir.
Dava konusu alacak nedeniyle, Kurum'un Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği'ne dava öncesi yukarıda belirtilen şekilde herhangi bir başvurusunun bulunmaması karşısında, faiz başlangıç tarihinin bu davalı yönünden dava tarihi olarak alınması gereği gözetilmeksizin hüküm kurulmuş olması,
5- Geçici iş göremezlik ödeneği için faiz başlangıç tarihinin ödeme tarihi olan 30.11.1995 tarihi yerine yanlış olarak 14.08.1995 tarihi olarak belirlenmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı SSK Başkanlığı ve davalı Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Başkan R. Aslanköylü'nün muhalefetine karşı; Üye C. Erbaş, S. Caner, N. Sever ve A. Göcen'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 14.04.2003 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davada, iş kazası geçiren sigortalıya bağlanan gelirin peşin değeri ile tedavi giderlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesi istenmektedir. Ayrıca davalı, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı tutulması talebinde bulunulmuştur.
Davanın yasal dayanağı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesidir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre işverenin sorumlu tutulabilmesi için, iş kazasının oluşumunda kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir hareketinin saptanması gerekir. Sözü edilen maddenin ikinci fıkrası uyarınca üçüncü kişinin sorumluluğu yönüne gidilebilmesi için kazanın veya kusurlu eyleminin gerçekleşmesi gerekir. Sayılan koşullardan birisinin oluşmaması halinde, Kurumun, rücu hakkını kullanamayacağı Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda davalı Reasürans Şirketleri Birliğinin işveren ve üçüncü kişi sayılamayacağı tartışmasız olduğu gibi iş kazasının meydana gelmesinde, 26. maddede belirtilen sorumluluk koşullarının hiç birisinin gerçekleşmediği de açık-seçik ortadadır. Hal böyle olunca davalı Reasürans Şirketleri Birliği hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yolunda hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Kurumun 26.maddeden doğan rücu hakkının hukuksal temelinin neye dayandığının açıklığa kavuşturulmasına gerek görülmüştür. Bu konuda öğretide ve uygulamada tam bir görüş birliği sağlanamamıştır. Baskın görüş, Kurumun rücu hakkının Kanundan doğan bağımsız bir hak (basit rücu hakkı), olduğu yönündedir. Aksi görüşte olanlar ise, Kurumun rücu hakkının halefiyet ilkesine dayandığını savunmaktadırlar. Yargıtay'ımız, tam bir görüş birliği yoksa da rücu hakkının, temelinde rücu hakkı bulunan halefiyete dayandığı görüşündedir. Biz, Kurumun rücu hakkının bağımsız bir hak olduğu görüşündeyiz.
Kurumun rücu hakkı anılan görüşlerden hangisine dayanırsa dayansın, Reasürans Şirketleri Birliğinin ve hatta sigorta şirketlerinin gerek Sosyal Sigortalar Kanunu madde 26, gerekse 39. maddeye göre, Kuruma karşı sorumlu tutulmamaları gerekir. Kurum, sigortalının halefi sayılsa ve sigortalının, sigorta şirketine başvurma hakkı bulunsa bile, Kurum, sigortalının yerine geçerek halef sıfatıyla talepte bulunabilmesi için tazmin sorumlusunun mutlaka kusurlu eylemi sonucu zarara neden olması gerekir. Sigortalı kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin sorumlularından talepte bulunabilirse de Kurumun, kusursuz sorumluluk kurallarına göre rücu hakkını kullanamayacağı hem 10 Hukuk Dairesinin hem de Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Açıklanan bu nedenlerle davalı sigorta şirketinin sorumlu tutulmasına ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim. Sayın çoğunluğun bozma kararında gösterilen gerekçeye katılamıyorum. Davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy