(506 S. K. m. 26, 39) (2918 S. K. m. 108)
Davacı, sigortalı işçinin trafik kazasında yaralanan kızı için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalılardan Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi S. Özlem Hatiboğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, trafik kazasından dolayı yaralanan sigortalıya yapılan Kurum giderlerinin 506 Sayılı Kanun 39.madde uyarınca kusurlu araç sürücüsü davalı Derya Ş. ile 2918 Sayılı Kanunun 108.maddesi uyarınca aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmadığından Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri birliğinden rucüen müşterek ve müteselsilen tahsiline ilişkindir.
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 108.maddesi davalı Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğine zorunlu mali sorumluluk sigortasına tabi olan motorlu araçların sebep olacakları zararlardan dolayı başvurulabilecek durumları düzenlenmiştir. Buna göre; kazayı yapan aracın tespit edilememesi, kazanın meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dahiline zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmamış olunması gibi sınırlı sayıda durumun gerçekleşmiş olması gerekmekte olup,
Somut olayda mahkemece davalının bu nedenlerle sorumluluğuna ilişkin yeterli inceleme ve araştırma yapılmamış, davalının sorumluluğuna hükmedilen kararın dayanağı açıklanmamıştır.
Keza davalı Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği yönünden sarf tarihinden itibaren faize hükmedilmiş ise de, davacı Kurum tarafından gereken belgeler ile sigorta şirketine başvurulmadığı, icra takibi de yapılmadığı anlaşılmakla dava tarihinden itibaren sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilerek faize hükmedilmesi gerekirken mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Başkan Resul Aslanköylü'nün, muhalefetine karşı; Üye Coşkun Erbaş, M.Z. Erdoğan, Sami Koçak ve Coşkun Öztürk'ün oylarıyla ve oyçokluğuyla 24.04.2003 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davada, iş kazası geçiren sigortalıya bağlanan gelirin peşin değeri ile tedavi giderlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesi istenmektedir. Ayrıca davalı, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı tutulması talebinde bulunulmuştur.
Davanın yasal dayanağı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesidir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre işverenin sorumlu tutulabilmesi için, iş kazasının oluşumunda kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir hareketinin saptanması gerekir. Sözü edilen maddenin ikinci fıkrası uyarınca üçüncü kişinin sorumluluğu yönüne gidilebilmesi için kastının veya kusurlu eyleminin gerçekleşmesi gerekir. Sayılan koşullardan birisinin oluşmaması halinde, Kurumun, rücu hakkını kullanamayacağı Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda davalı Reasürans Şirketleri Birliğinin işveren ve üçüncü kişi sayılamayacağı tartışmasız olduğu gibi iş kazasının meydana gelmesinde, 26. maddede belirtilen sorumluluk koşullarının hiç birisinin gerçekleşmediği de açık-seçik ortadadır. Hal böyle olunca davalı Reasürans Şirketleri Birliği hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yolunda hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Kurumun 26.maddeden doğan rücu hakkının hukuksal temelinin neye dayandığının açıklığa kavuşturulmasına gerek görülmüştür. Bu konuda öğretide ve uygulamada tam bir görüş birliği sağlanamamıştır. Baskın görüş, Kurumun rücu hakkının Kanundan doğan bağımsız bir hak (=basit rücu hakkı), olduğu yönündedir. Aksi görüşte olanlar ise, Kurumun rücu hakkının halefiyet ilkesine dayandığını savunmaktadırlar. Yargıtay'ımız, tam bir görüş birliği yoksa da rücu hakkının, temelinde rücu hakkı bulunan halefiyete dayandığı görüşündedir. Biz, Kurumun rücu hakkının bağımsız bir hak olduğu görüşündeyiz.
Kurumun rücu hakkı anılan görüşlerden hangisine dayanırsa dayansın, Reasürans Şirketleri Birliğinin ve hatta sigorta şirketlerinin gerek Sosyal Sigortalar Kanunu madde 26, gerekse 39. maddeye göre, Kuruma karşı sorumlu tutulmamaları gerekir. Kurum, sigortalının halefi sayılsa ve sigortalının, sigorta şirketine başvurma hakkı bulunsa bile, Kurum, sigortalının yerine geçerek halef sıfatıyla talepte bulunabilmesi için tazmin sorumlusunun mutlaka kusurlu eylemi sonucu zarara neden olması gerekir. Sigortalı kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin sorumlularından talepte bulunabilirse de Kurumun, kusursuz sorumluluk kurallarına göre rücu hakkını kullanamayacağı hem 10 Hukuk Dairesinin hem de Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Hal böyle olunca davalı Reasürans Şirketleri Birliği hakkındaki davanın reddine karar verilmesi ve hükmün bu nedenlerle bozulması gerektiği görüşündeyim. Sayın çoğunluğun Reasürans Şirketini sorumlu tutan görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy