(506 S. K. m. 123) (818 S. K. m. 47) (Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m. 56)
Dava: Fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi tazminat toplam 3.090.575.750 liranın yasal faizi ile birlikte tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı Avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.05.2003 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Av. İ. Alptekin ile karşı taraf adına Av. C. İ. Oygür geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi E. Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Geçirdiği kaza sonucu sağ el 5. parmağı kopan davacı; tedavi için başvurduğu SSK Göztepe Hastanesi acil kliniğinde parmağının yerine dikilmesinin mümkün olmadığı ve kangren riski taşıdığı belirtilerek güdük revizyonu yönteminin seçildiğini, kesik parmağın da çöpe atıldığını ancak, kopan parmağı alarak tedavi için gittiği Kadıköy Vatan Hastanesi'nde parmağının replante edildiğini, bunun karşılığında 700.000.000 TL tedavi gideri ödediğini, Kurum'a yaptığı başvuruda fatura bedelinin 109.424.250 TL'lik kısmının ödendiğini belirterek, fatura bedelinin kalan kısmını oluşturan 590.575.750 TL ile olay nedeniyle duyduğu ağır üzüntü ve yaşadığı zorluklar nedeniyle 2.500.000.000 TL manevi tazminatın tahsili istemiyle açtığı davanın yargılaması sonucunda, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının hastalık sigortası kolundan sağlanan yardımlardan yararlanma hakkının bulunduğu, geçirdiği kaza sonucu acil hasta konumunda Kurum hastanesine başvuruda bulunduğu, başvurduğu SSK Göztepe Hastanesi'nde mikrocerrahi girişimi yapılamadığı ve anılan hastane tarafından bu işlemin yapılabileceği başka bir Kurum hastanesi veya anlaşmalı hastaneye sevkinin yapılmadığı çekişmesizdir. Tedaviyi uygulayan doktorun, sigortalının geçirdiği kaza nedeniyle oluşan yaralanmasında, öngörülen yöntemlerden daha tehlikeli ve sonucundan emin olmadığı yönteme oranla riski daha az ve sonucundan emin olduğu yöntemi seçme olanağı bulunmakla birlikte, bu konuda hastanın aydınlatılması, hastanın kararı doğrultusunda tedaviyi sürdürme yükümlülüğü vardır. Kurum vekilinin yanıt dilekçesiyle dinlettiği tanık anlatımlarında, bu konuda gerekli aydınlatmanın yapıldığı, davacının doktorun önerdiği yöntemi kabul ettiği, ameliyathanenin hazırlanması işlemleri yapılırken nöbetçi ekibin haberi olmaksızın hastaneyi terk eden hastanın, "Uç uca dikilmesi mümkün görülmediğinden bir kenara atılan parmağı da almış" olduğunu belirtilmiş, davacı ve tanıklarının anlatımında ise, parmağın eklenmesi işleminin yapılabileceği hastaneye sevkinin yapılması istendiği halde bunun yerine getirilmediği ileri sürülmüştür.
Vücut bütünlüğünün korunması, uluslararası düzenlemeler yanında Anayasa'nın 17. maddesinde de koruma altına alınan temel insan haklarından olup, davacının başvurduğu sosyal güvenlik kuruluşu hastanesinde parmağının eklenmesi konusundaki olanaksızlık ve bu yönde yapılacak tedavinin riskli oluşu nedeniyle vücudunun bu parçasından vazgeçmesi gibi bir zorunluluğun dayatılması mümkün değildir. Diğer hastanelere sevki konusunda herhangi bir işlem yapılmadığı da belgelerle sabittir. Buna karşın, kendi olanaklarıyla gittiği hastanede Kurum hastanesinin olanaksız gördüğü tedavi işleminin gerçekleştirildiği de, davanın açılmasına neden olan temel gerçekliktir.
Sıralanan maddi ve hukuki olgular karşısında, acil durumdaki hastaya, hastanın istediği tedavi yöntemini uygulayamadığı ve uygulamayı yapabilecek durumdaki Kurum hastanesi veya aynı konumda değerlendirilebilen anlaşmalı hastanelere de sevk etmeyerek, 506 sayılı Yasa'nın 123., Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 56. maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçındığı anlaşılan davalı Kurum'un, özel hastanedeki tedavi harcamalarının tedavi açısından zorunlu olan kısımlarını faturadaki değer üzerinden sigortalıya ödemesi yasal zorunluluktur. Mahkemece karara dayanak yapılan Adli Tıp Kurumu raporundaki değerlendirmeler, tedavi giderlerinin karşılanması gereği yönünden varılan sonucu değiştirmeye gerekçe oluşturacak nitelikte değildir. Ancak, davacının maruz kaldığı işlemler nedeniyle yaşadığı zorluk ve üzüntü karşılığı istediği manevi tazminat yönünden yapılacak değerlendirmede, anılan rapordaki bulgular yanında, tanık anlatımları, olay sonrasına ilişkin medya organlarında yer alan haberlere yansıyan bilgiler ve tarafların toplanmasını istediği tüm kanıtların dosya içeriğine toplanmasından sonra bir karara varılması gereği ortadayken, bu yönde de gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın karar verilmiş olması,
Ayrıca, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin tümden reddedilmiş olmasına karşın, davacı tarafa yüklenen vekalet ücreti miktarının tespitinde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 11. maddesi hükmünün gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Davacı Avukatı yararına takdir edilen 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıya karşı yükletilmesine, 27.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy