(506 S. K. m. 9, 10, 26, 87) (818 S. K. m. 53)
Dava: Davacı, iş kazasında malül kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Suna Memlük tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, tarafların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, 23.04.1997 tarihinde meydana gelen işkazası sonucu sürekli iş göremez duruma giren sigortalıya davacı Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkin olup, Mahkemece; ceza davasında alınan ve zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda davalılardan Şaziye'yi asıl işveren sıfatıyla 2/8, Cevdet'i taşeron sıfatıyla 2/8, sigortalıyı 4/8 oranında kusurlu bulan rapora dayanılarak hüküm kurulmuş ise de; bu rapor hükme esas kılınabilecek yeterlikte bulunmamaktadır.
Şöyleki; Borçlar Kanunu madde 53 uyarınca, hukuk hakimi, kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlı olup, kusur oranıyla bağlı değildir. Kaldı ki, davalılardan Cevdet hakkındaki ceza davasının kesin hükme bağlanması da, 4616 Sayılı Yasa kapsamında ertelenmiştir. Yine, kusur irdelenmesinden önce de davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği bir başka anlatımla, 506 Sayılı Yasanın 87.maddesi hükmünde öngörülen biçimde asıl işveren taşeron ilişkisi olup olmadığı da yöntemince araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca da; mahkemece işçi sağlığı ve işgüvenliği ile iş kazasının vukuu bulduğu iş kolunda uzman kişilerden kusur oran ve aidiyeti konusunda, yukarıda açıklanan konuda yapılacak araştırma sonucu ile ceza davasında alınmış kusur raporları da gözetilmek suretiyle yeniden rapor alınıp irdelenerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
3-Davanın yasal dayanaklarından olan 506 Sayılı Yasanın 9 ve 10.maddelerinin 4447 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükmüne göre işverenin rücu alacağından sorumluluğu için; işe giriş bildirgesinin, sigortalının işyerinde işe başlamasından itibaren bir aylık sürenin geçmesinden sonra Kuruma verilmesi ve yine iş kazasının da iş bu bir aylık yasal süre içerisinde meydana gelmemesi gerekir.
Somut olayda; işe giriş bildirgesi iş kazasının vukuundan (23.04.1997) sonra 12.12.1997 tarihinde Kuruma verilmişse de; özellikle sigorta olayının bir aylık yasal süre içerisinde meydana gelip gelmediği yönünde; sigortalının işyerinde işe başlama tarihi, bu konuda dosya içeriğinde mevcut çelişki de giderilmek suretiyle gereğince ve yöntemince araştırılarak, hiçbir kuşku ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde saptanmalıdır.
Yapılacak araştırma sonucu sigortalının işyerinde işe başlama tarihinin, işe giriş bildirgesinde öngörüldüğü biçimde 01.04.1997 olduğunun saptanması durumunda ise artık davalı Şaziye'nin işveren sıfatıyla anılan maddeler kapsamında rücu alacağından sorumluluğu mümkün olamayacaktır.
Ne ki, davada 506 Sayılı Yasanın 26.maddesine de dayanılması itibariyle adı geçenin rücu alacağından sorumluluğu, bu çevrede ve teselsül hükümleri de gözetilmek suretiyle yeniden irdelenmelidir.
4- İş kazası sonucu sigortalıda oluşan %100 meslekte kazanma gücü kaybı oranı ve bakıma muhtaçlık bakımından; gelir bağlama kağıdında kontrol kaydının bulunması giderek bu durumun gerek rücu alacağı miktarına (= iç tavana) gerekse dış tavana doğrudan etkili olması itibariyle, kontrol kaydı sonucu araştırılarak sigortalının kesinleşen sürekli iş göremezlik oranı saptanmalıdır.
5-1997/555 Esas sayılı tazminat davasında; taraflar arasındaki sulhe konu 1.500.000.000 liranın maddi tazminata ilişkin kısmı ayrıştırılarak, bu miktar; dış tavan kontrolünde, sigortalının maddi zararından indirilmelidir.
6-Kabule göre de; iş kazası sonucu sürekli tam iş göremez duruma düşen sigortalının, başkasının bakımına muhtaç olması karşısında; bakıcı ücretine ilişkin zarar miktarının da hesaplanarak, sigortalının gerçek zararına ilave edilmesi gerekmektedir.
Bu yönde, bakıcı ücretine ilişkin zarar miktarının hesaplanmasında ise; sigortalının kural olarak kendisine asgari ücretle baktırabileceği üstün olasılık dahilinde olup bilinen dönemde karar tarihine (23.12.2002) en yakın asgari ücret tarifesinin esas alınarak netleştirilmesi, bilinen dönemden sonrası için iskontolama işleminin yapılması ne var ki her somut olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle kanıtlandığı takdirde asgari ücretin üzerinde veya altında saptanacak herhangi bir ücret miktarının da hesaplamaya esas alınabileceği olgusu gözetilerek belirlenmesi; diğer taraftan bakıma muhtaç sigortalının aile birliği içinde kendisine baktırmada eşinin yardımından yararlanmasının Medeni Kanunun da öngörülen müzaharet yükümü (yardım yükümü) gereği bulunduğu ve yine başkasının bakımına muhtaç sigortalının herhalde gelirinden bakım için bir miktar pay ayırması gerekeceğine ilişkin olgu gibi Borçlar Kanununun 43 ve 44. maddelerinin uygulanmasını gerektiren bir sebebin varlığı halinde bakım için hesap edilen zarar miktarından indirim yapılması ve bulunan bakım ücretine ilişkin zararın sigortalının diğer gerçek zararına ilavesi ile davalılara atfedilen kusur oranları toplamının uygulanmasından; davalı Şaziye bakımından 506 Sayılı Yasanın 9 ve 10.maddelerindeki koşulların gerçekleşmesi durumunda ise; adı geçen için sadece sigortalı kusurundan dolayı hakkaniyet indiriminin uygulanmasından sonra dış tavan denetlemesi yapılmalıdır.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy