(3201 S. K. m. 3, 6) (2709 S. K. m. 60, 153) (1086 S. K. m. 76)
Dava: Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşü şart kılan 3.maddesinin Anayasa Mahkemesinin 12.12.2002 gün ve 36/198 Sayılı Kararı ile iptal edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 gün ve 21-790/61 sayılı kararı ile,borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşün zorunlu olmadığına ve yurda kesin dönüş koşulu yerine getirilmeksizin yapılan borçlanmaların geçerli olduğuna,ancak yurda kesin dönüş yapılıncaya kadar borçlanma hukuken askıya alınarak 3201 Sayılı Yasanın 6.maddesine göre yurda kesin dönüş yapılmadıkça yaşlılık aylığı bağlanamayacağı ve giderek aylığın başlatılmamasına,şayet bağlanmışsa aylığın kesilerek fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarının Kurumca geri istenmesinin mümkün bulunduğu,
Hukuken askıya alınan yaşlılık aylığının yurda kesin dönüşün gerçekleştiği tarihi takip eden aybaşından itibaren yeniden ödenmeye devam olunması gerektiğinin kararlaştırıldığı ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu bulunduğu Anayasanın 153. maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının; gerekçesi yazılmadan açıklanmasının mümkün bulunmamasına ve Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesine, somut olayda, iptal kararının; inceleme konusu hüküm tarihinden sonra 25.04.2003 gün ve 25089 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış bulunması nedeniyle sigortalının böyle bir iptal kararından haberdar olmamasının doğal bulunmasına ve bu nedenle Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının; maddi anlamda kesinleşmiş hükümler dışında kalan davalar yönünden usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde bulunmasına ( Bkz. Prof. Dr.Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Baskı Cilt:5 Sh:6346 ), Anayasanın 60. maddesinde "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." hükmünün öngörülmüş bulunmasına, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile sigortalı aleyhine hükümler içeren yasa maddesi ortadan kalktığından, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 25.04.2003 gününden sonra Hukuk usulü Muhakemeleri Kanununun 76.maddesi uyarınca yürürlükteki yasaları tatbik etmekle yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay'ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunmasına ve aleyhe bozma yasağının; anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde değerlendirilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı bulunmasına göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve yukarıda özetlenen Hukuk Genel Kurulu Kararı çerçevesinde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ve özellikle hakkın özüne ilişkin olarak hükmü temyiz etmeyen sigortalı yararına BOZULMASINA, oyçokluğuyla 08.07.2003 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI :
Somut olayda davalının, 3201 Sayılı Yasaya göre borçlanma yapması ve tahsis talebinde bulunması üzerine 01.08.1995 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığı Kurumca kesin dönüş şartının gerçekleşmemesi nedeniyle hem borçlanma hem de yaşlılık aylığı kesilmiş, ve davalıya fuzulen ödenen aylıkların tahsili için icra Kurum dairesine başvurmuş, ancak davalı borçlunun itirazı üzerine duran takibin ve itirazın iptali ile takibin devamına dair bu davanın kabulü ile davalının takip dosyasının yaptığı itirazın iptaline dair verilen kararı, sadece davacı Kurum temyiz etmiştir.
Bilindiği gibi 3201 Sayılı Yasanın kesin dönüşe ilişkin 3.maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve karar yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.Sayın çoğunluk bozma kararında "Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile sigortalı aleyhine hükümler içeren yasa maddesi ortadan kalktığından, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 25.04.2003 gününden sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesi uyarınca yürürlükteki yasaları tatbik etmekle yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay'ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkisinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunması" gerektiğine değinilmiştir.Bozma kararının hukuksal ve yasal dayanağı bulunmamaktadır.Bozma kararıyla temyiz eden taraf için mahkeme hükmüne oranla daha kötü bir durum yaratılamaz.Yargıtay, hükmü temyiz eden davacı Kurumun daha çok zararına olacak biçimde bozma kararı veremez.Buna Medeni Yargılama Hukukunda aleyhe bozma yasağı ilkesi denir.Bu nedenle mahkeme kararı davacı Kurum aleyhine bozulamaz.Aleyhe bozma yasağı yerleşmiş köklü bir usul hukuku ilkesidir.
Yukarıda açıklanan nedenle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyim.
KARŞI OY YAZISI :
Resmi Gazetenin 25.04.2003 tarih ve 25089 sayısında yayınlanmış Anayasa Mahkemesinin 3201 Sayılı Kanunun 3.cü maddesinin iptaline ilişkin kararı gerekçe gösterilerek "aleyhe bozma yasağına" aykırı şekilde kararı temyiz etmeyen davalı lehine bozma kararı veren Sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.Mahkeme kararının onanması görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy