(506 S. K. m. 120)
Dava: Davacı, 30.09.2002 günlü tahsis müracatı ile yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile Kurum işleminin iptal edilmesine ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla birikmiş aylıklardan 1.000.000.000 liranın kanuni faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği biçimde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava, kesinleşen mahkeme hükmü ile 16.09.1958 olarak belirlenen doğum tarihi esas alınarak yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Davanın kanuni dayanağı 506 S. Kanunun 120. maddesinin 2. fıkrası olup, uyuşmazlık; ilk kez sigortalı bir işe girdikten sonra mahkemece düzeltilen doğum tarihinin Sosyal Sigortalar Kurumunca yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınıp alınmayacağı noktasındadır.
Davacı, Sosyal Sigortalar Kurumuna ilk kez 01.03.1977 gününde tescil edilmiş olup, doğum tarihi 16.09.1960'dır. Davacının doğum tarihi Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 27.12.1978 günlü kararı ile 16.09.1958 olarak düzeltilmiş ancak, buna rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
506 S. Kanunun yaşlılık sigortasına ait uygulamalar açısından yaş koşulunun gerçekleşmesi, belirli süre prim ödenmesi önem taşımaktadır. Bu sebeple Kanunun 120. maddesi sonradan yapılacak yaş düzeltmelerinde kimi kötü uygulamaları önlemek amacıyla özel bir düzenleme getirmiş, belirli sigorta kollarında hangi doğum tarihinin esas alınacağını açıkça belirlemiştir. Buna göre yaşlılık ölüm ve maluliyet sigortalarının uygulanmasında sigortalının ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğüne kayıtlı bulunan doğum tarihinin esas alınacağını hükme bağlamıştır. Sosyal Sigortalar Yasasının 120. maddesinde bahsedilen ilk kaydın esas alınacağı hükmüyle güdülen amaç bir kimsenin birden çok değişik tarihlerde nüfusa kaydedilmiş olması, nüfus kütüğü ile nüfus cüzdanı arasında uyuşmazlık olması gibi hallerde ilk kaydın esas alınacağıdır. Yoksa kesinleşmiş mahkeme hükmü ile değiştirilen doğum tarihinin göz önünde tutulmayacağı değildir. Başka bir anlatımla kesinleşmiş mahkeme hükmü ile düzeltilmiş yaş kaydının asıl kabul edilmesi gerekir. Nitekim anılan madde paralelinde oluşturulan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 83. maddesinde bu yön ... sonraki kayıt idare ve kaza mercilerinden verilmiş bir kararla yapılmış veya düzeltilmiş ise kararlar kesinleşmiş olmaları şartıyla nüfus kayıtlarına geçirilmemiş olsa bile bu kayıt esas alınır... biçiminde açıkça ifade olunmuştur. Şu durumda yaş düzeltme işleminin bir hakkın suiistimali niteliği taşımadığı durumlarda, kesinleşmiş mahkeme hükmü ile düzeltilmiş yaş kaydının asıl kabul edilmesi gereği vardır. Kaldı ki, yaş tashihine ait dava ilk işe giriş gününde henüz on sekiz yaşını doldurmamış olan sigortalının reşit olduktan ve bu anlamda dava açma ehliyetini elde ettikten kısa bir süre sonra dava açarak gerçek yaşının kayıtlara yansıtılmasını sağladığı, askerlik ve sair resmi işlemlerinde düzeltilmiş yaşının esas alındığı, vücut gelişimi ile yaşı arasında herhangi bir uyumsuzluğun ortaya çıkmadığı dosya içeriğinden anlaşılmakta olup, gerçeğe aykırı kaydın bilimsel ve hukuki veriler ışığında düzeltilmesiyle ortaya çıkan yeni nüfus kaydının yükümlülük getiren herhangi bir resmi işlemde göz ardı edilmeyip, temel insan haklarından olan ve sigortalının emeği karşılığı ödediği primlere dayalı haklarına kavuşmasında yok sayılması, devletin bir tüm olarak vatandaşlarına bütün işlemlerinde anayasal düzenin öngördüğü yaklaşımı gösterme yükümlülüğüne de aykırı bir uygulamaya yol açmaktadır.
Sıralanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde kesinleşen yargı kararıyla düzeltilmiş nüfus kaydının esas alınmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle ve 506 sayılı kanunun 120. maddesi hükmünü lafzıyla algılayıp, sosyal güvenlik hukukuna egemen temel ilkeler ışığında değerlendirmeye tabi tutmaksızın davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde ilgiliye iadesine, Üye M. Zafer Erdoğan'ın muhalefetine karşı; Başkan Coşkun Erbaş, Üye Sami Koçak, Neslihan Sever ve Ali Göcen'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 09.03.2004 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davanın kanuni dayanağı 506 s. Kanunun 120. maddesinin 2. fıkrası olup, uyuşmazlık; ilk kez sigortalı bir işe girdikten sonra mahkemece düzeltilen doğum tarihinin Sosyal Sigortalar Kurumunca yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınıp alınamayacağı noktasındadır. Her ne kadar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 138/4 maddesi yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez hükmü gereğince mahkeme kararlarına uyulması anayasal bir zorunluluk ise de; davanın kanuni dayanağını oluşturan 506 s. Kanunun 120/2 maddesi, sonradan yapılacak yaş düzeltmeleriyle Kurumdan haksız yardım sağlamaya yönelik girişimleri önlemek amacıyla özel bir düzenleme getirmiş ve belirli sigorta kollarında hangi doğum tarihinin esas alınacağını açıkça belirtmiştir. Gerçekten anılan maddede çok açık olarak yaşlılık, ölüm ve maluliyet sigortalarına ait yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında; sigortalının ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihinin esas alınacağı hükme bağlanmıştır. Hiçbir yoruma yer vermeyecek biçimde yapılan bu düzenleme karşısında sigortaya ilk tescil gününden sonra yapılan yaş düzeltilmesinin yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınamayacağı açıktır. Nitekim, bu husus 1479 s. Bağ-Kur Yasası'nın 66. maddesinde de hükme bağlanmış olup, Emekli Sandığı Yasasında da anılan maddeye paralel hüküm yer almaktadır. Elbette ki, kesinleşmiş bir yargı kararının bu özel düzenleme dışındaki uygulamalarda geçerliliğini koruyacağı tartışmasızdır. Somut olayda, davacı Sosyal Sigortalar Kurumuna 01.03.1977 gününde tescil edilmiş olup, doğum tarihi kayden 16.09.1960 iken, Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla 16.09.1958 olarak düzeltilmiştir. Yukarda sıralanan esaslar dikkate alındığında Kurumun ilk tescil gününden sonra gerçekleşen yaş düzeltme kararını dikkate almaması isabetlidir. Esasen HGK 09.10.2002 gün ve 2002/761-777 s. ve Dairemizin 30.12.2003 gün ve 2003/8167-10095 sayılı, keza aynı gün ve 2003/7964-1044 s. kararları da bu yöndedir. Bu nedenle yaşlılık aylığı tahsisi yönünden sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş tashihine değer verilmemesi gerektiği yönündeki kararın onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy