(4792 S. K. m. 6) (506 S. K. m. 130) (4958 S. K. m. 9, 37, 49) (616 S. KHK. m. 66)
Dava: Davacı, davalı Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı alacağının iptal edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği biçimde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Osman Bülbül tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava hukuki nitelikçe, 4792 s. Yasanın 3917 s. Kanunla değişik 6. maddesi kapsamında, sigorta müfettişi raporuna dayanılarak Kurumca resen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı davacının borçlu olmadığından bahisle ölçümleme işleminin iptali istemine ilişkindir.
Sigorta müfettişlerine, işyerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığını inceleme ve buna dayalı olarak kurumca resen ek prim tahakkuku yetkisini veren 4792 s. Yasanın 3917 s. Kanunla değişik 6. maddesi, 4.10.2000 günlü 616 s. Yasa Hükmünde Kararname ile kaldırılmış, anılan Kararname Anayasa Mahkemesinin 31.10.2000 günlü kararı ile iptal edilmiş, iptal hükmü 10.11.2001 gününde yürürlüğe girmiş, kararda ön görülen süre içerisinde kanuni bir düzenleme yapılmamış ve hukuki bir boşluk doğmuştur.
Diğer taraftan, Yasa Hükmünde Kararnameler Anayasada öngörüldüğü biçimi ile yapısal(organik uzvi) bakımından yürütme organı işlemi, işlevsel (fonksiyonel) yönünden ise yasama işlemi niteliğindedir. Doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından, yasa ile arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
Bir yasa hükmünde kararnamenin TBMM. tarafından kabul edilmemesi veya Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hallerinde, o kanunun veya KHK.nin yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği kanun hükümleri uygulanabilir hale gelmez veya kendiliğinden yürürlüğe girmez, hukuki bir boşluk meydana gelir.
Hukukun görevi toplumsal yaşamı düzenlemek ve ilişkilerden doğacak sorunları çözümlemektir. O nedenle, herhangi bir olay, hakkında kural yoktur diye çözümsüz bırakılmaz. Bu gibi hukuki boşluğun bulunduğu durumlarda; hakim bizzat kanun koyucu gibi davranarak, olayı çözümlemek üzere Medeni Yasanın 1. maddesi hükmünce olaya uygulanacak kuralı bulmak ve uygulamakla yükümlüdür (YİBK. 18.11.1964 T. 2/4). Bu, hakim için aynı zamanda bir görevdir. Hakim önündeki davayı sonuçlandırmak zorundadır. Anayasanın 36/2. fıkrası uyarınca hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içerisindeki davaya bakmaktan ve bir hakimde önündeki uyuşmazlığı çözmekten kaçınamaz. Aksi durumda sorumlu olur (HUMK.573/6, 7). Esasen, Türk Medeni Yasasının 1. maddesinin özelliği, hakime yasa koyucu gibi kural koyma yetkisi vermiş olmasıyla önemi haizdir.
Hakimin, hukuk yaratma alanına girebilmesi için, çözümü gereken olaya uygulanabilir kanun hükmü veya örf ve adet kuralının bulunmaması yeterlidir. Hakimin kanuni boşluğu doldururken takip edeceği yol; Medeni Yasanın 1. maddesinde açıklandığı üzere, kanun koyucu gibi hareket etmekten ibarettir. Bu aşamada hakim, kanun koyucunun yapacağı gibi, tarafların karşılıklı menfaatlerini tesbit ederek, bunları adalet süzgecinden geçirip; hayat ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mevcut hukuk düzeni ve hukuki güvenlikle bağdaşan bir kural bulmalıdır.
Bu yönde, en son 4958 s. Sosyal Sigortalar Kurumu Yasası ile yapılan kanuni düzenlemeyle aynı konu yeniden düzenlenerek anılan Yasanın bir yandan 9. maddesinde, Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığına işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarını saptama yetkisi tanınmış; aynı Kanunla 506 s. Yasanın 130. maddesine eklenen yeni fıkra ile işverenin Kuruma, emsaline, yapılan işin nitelik, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütülmesi için gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunun Kurumca saptanması halinde, işin yürütülmesi için gerekli olan asgari işçilik miktarı, yapılan işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, iş yerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurları dikkate alarak sigorta müfettişi tarafından tesbit edilir hükmü getirilmiş, yine bu konu ile bağlantılı olarak 506 s. Yasanın 79. maddesine de yeni fıkra hükümleri eklenmiştir.
Hal böyle olunca, her ne kadar 4958 s. Yasanın konuya ait 9, 37 ve 49. maddelerinin yürürlük tarihi 06/08/2003 ise de; Kurumun resen prim tahakkuk işleminin kanuni dayanağı hususunda oluşan bu hukuki boşluğun, anılan kanuni düzenleme gözönünde bulundurularak doldurulması gereği açıktır.
Bu yönde; 506 s. Yasanın 130. maddesine 4958 s. Kanunla eklenen fıkrada ön görülen yönetmeliğin Kurumca henüz yürürlüğe konmamış olması itibariyle, işverenlerin yapılan işin niteliğine göre Kuruma asgari işçilik bildiriminde bulunup bulunmadıklarının belirlenmesinde ve buna dayalı olarak Kurumca resen prim tahakkuk ettirilmesinde, halen yürürlükte olan önceki genelge hükümleri gözönünde tutulmalıdır.
Hal böyle olunca, dava konusu somut olayda da, Mahkemece işin esasına girilerek, işveren Ali Rıza Yılmaz İnşaat ve Ticaret A.Ş.'nce yapılan şebeke hatları inşaatı işine ait olarak, Kuruma bildirilmesi gereken asgari işçilik miktarının giderek Kuruma eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığının; yukarda açıklanan esaslar çevresinde araştırılıp, irdelenerek sonucuna göre, dava konusu istek hakkında karar verilmesi gerekirken; Kurumun ölçümleme hakkının, 616 s. Yasa Hükmünde Kararname'nin 66. maddesinin, 4792 s. Yasanın 6. maddesini yürürlükten kaldırması sebebi ile ortadan kaldırılmış bulunduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması; usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 02.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy