(506 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 388, 389, 417, 423) (1136 S. K. m. 164) (1479 S. K. m. 63) (2918 S. K. m. 3)
Dava: Davacı, trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davalılardan Mustafa Aşkın dava sırasında ölü olduğundan davanın reddine, diğer davalı Veysel Özkara'ya ilişkin davanın sorumluluğu bulunmadığından reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Suna Memlük tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Bağ-Kur vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, 07.03.2001 tarihinde meydana gelen trafik kazası soncu vefat eden sigortalının hak sahiplerine Kurumca ölüm sigortası kolundan bağlanan aylığın ilk peşin değerinin, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi kapsamında davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkin olup, Mahkemece davalılardan Veysel Özkara'nın kusurlu sürücünün kullandığı aracın kaza tarihindeki maliki sıfatıyla sorumluluğunun bulunmadığından bahisle hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde; davalı Veysel'in rücu alacağından sorumluluğuna dayanak gösterilen 1479 sayılı Kanunun 63. maddesinin 3396 sayılı Kanunla değiştirilen 2. fıkrasında yer alan "araç maliklerine" ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 27.03.2000 tarih ve 2001/343 esas, 2002/41 karar sayılı Kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı 13.11.2002 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hal böyle olunca, araç malikinin sırf bu sıfatla, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi kapsamında rücu alacağından sorumluluğu mevcut değilse de; aynı maddenin öngördüğü "diğer sorumlular" kavramı kapsamında 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çevresinde işleten sıfatını haiz bulunması, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işletiyor olması halinde, Kurumun rücu alacağından sorumlu tutulacağı söz götürmez.
Mahkemece, davalı Veysel'in kaza tarihi itibariyle bu aracın işleteni olup olmadığı, yukarıda açıklanan esaslar çevresinde araştırılıp irdelenmeden, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.
3- Kabule göre de;
Yargılama giderlerinden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 423, Avukatlık Kanununun 169 ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ilişkin 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak kurulması gerekirken, Avukatlık Kanununun; avukatla iş sahibi arasındaki iç ilişkiyi düzenleyen 164/son maddesine yanlış anlam verilerek, taraflar lehine hükmolunması gereken avukatlık ücretinin; yazılı şekilde davacı vekiline verilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.01.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy