(1086 S. K. m. 49, 86) (506 S. K. m. 80, Geç. m. 88) (Sosyal Sigortalar Kurumu Alacaklarının KDV İadesinden Mahsup Edilmesine İlişkin Tebliğ (MÜLGA RGT: 22.10.2008 RG NO: 27032))
Dava: Ödeme emrinin iptali ile borçlu olmadığının tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı ve ihbar olunan Maliye Bakanlığı Avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 23.03.2004 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davacı adına Av. Eda Baysal ile karşı taraf adına Av. Ahmet Özlü ve İhbar Olunan Maliye Bakanlığı adına Av. Ulviye Sarp geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
KararÇ: 1- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 49. maddesi uyarınca dava ihbar edilen Maliye Bakanlığı vekilinin, duruşmalara katılmakla birlikte, ihbar edenin makamına kaim olarak davayı takip veya müdahale yönünde beyanda bulunmayıp, ihbarın hukuka aykırılığı nedeniyle reddini savunmuş olduğu, davada taraf sıfatı veya, hakkında kurulmuş hüküm bulunmadığı gözetilerek temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava hukuki nitelikçe, tahakkuk eden prim borçlarının Katma Değer Vergisi Kanunu'na dayanılarak Maliye Bakanlığı'nca çıkarılan 81 ve 84 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinin "Sosyal Sigortalar Kurumu Prim borçlarına mahsup" başlıklı maddelerine göre Katma Değer Vergisi iade alacağından mahsup edilmesi talebiyle ilgili vergi dairesine başvurulmasına rağmen primin Kuruma geç intikali nedeniyle belirlenen prim ve gecikme zammının 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsili için Kurumca düzenlenerek gönderilen ödeme emrinin iptali istemine ilişkin bulunmaktadır.
Öncelikle işverenin prim ödeme yükümlülüğü; 506 sayılı Kanunun 80. maddesine dayanmakta olup, aynı maddenin 4. fıkrasında, prim alacaklarının Kurum tarafından, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği ve bu ödemenin Kuruma yapılması gerektiği giderek dava ve icra takibi açılmış olsa bile ödenmemiş prim alacağı için gecikme zammı tahsil olunacağı hükme bağlanmıştır.
Davada uyuşmazlık konusu olan husus; 506 sayılı Kanunun 80. maddesinin emredici kuralı karşısında Maliye Bakanlığı ile Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı arasında imzalanan 21.03.2001 tarihli protokol ile Maliye Bakanlığı'nın konuya ilişkin olarak çıkardığı 81 ve 84 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri hükümlerine değer verilip verilemeyeceğine ilişkindir. Gerçekten sözkonusu protokolün 4/2 maddesinde, dilekçe ve eki belgelerin eksiksiz olması halinde inceleme raporu aranmaksızın vergi dairesince derhal iade işleminin gerçekleştirileceği ve prim borç tutarının Kurum hesabına aktarılacağı belirtilmekte, 81 Seri Nolu Genel Tebliğin 1/B maddesinde de benzer hususlar yer almaktadır.
Öncelikle, işverenin prim ödeme yükümlülüğü 506 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenmesi gereken bir husus olup, Maliye Bakanlığı'nca çıkarılan tebliğ veya bu Bakanlıkla Kurum arasında imzalanan protokol esaslarının kamu düzenine ilişkin bu yükümlülüğü değiştirici veya ortadan kaldırıcı bir düzenleme getirmesi kural olarak mümkün değildir. Mahkemenin bu yöne ilişkin kabulü yerindedir.
Ne var ki, 09.04.2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanun'un 32. maddesi ile 506 sayılı Kanunun 80. maddesine eklenen ve 24.04.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren fıkra hükmüne göre "prim borçlarının Katma Değer Vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle de ödenmesi mümkündür. Bu taktirde Katma Değer Vergisi iade hakkı sahibi; kendisinin, mal ya da hizmet satın aldığı veya iştirak ya da ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilir. Kurumun bağlı olduğu Bakanlık, Maliye Bakanlığı'nın uygun görüşü ile bu uygulamadan yararlanacak işverenleri, iştigal konusu, işletme türü ve işletme büyüklüğü itibariyle belirlemeye ve lehine mahsup talebinde bulunan işverenlerin prim borcunu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya yetkilidir."
Nitekim, 16.09.2003 tarih ve 25231 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sosyal Sigortalar Kurumu alacaklarının KDV iadesinden mahsup edilmemesine ilişkin Tebliğ ile 24.04.2003 tarihinden itibaren yapılmış mahsup işlemleri için geçerli olmak üzere, prim borçlarının KDV iade alacağından mahsubunda; prim borcunu ödeme süresinin 15 gün daha uzatılmasına karar verilerek primlerin ödenmesi gereken yasal süre; primin ödenmesi gereken ay sonu yerine bu ayı takip eden ayın 15'i olarak değiştirilmiştir.
Nihayet, 25.12.2003 tarihli ve 5035 sayılı Kanun'un 02.01.2004 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 46. maddesiyle 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 88. maddesi hükmünde; 09.04.2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunun 32. maddesi ile 506 sayılı Kanunun 80. maddesine eklenen 2 fıkranın yürürlüğe girdiği 24.04.2003 tarihine kadar KDV iade alacağının prim borçlarına mahsubunu isteyen işverenler hakkında; vergi dairelerine süresinde başvurmuş olmaları kaydıyla KDV mevzuatına göre yapılan mahsup talepleri yerine getirilinceye kadar geçen süre için gecikme zammı uygulanmayacağı" öngörülmüştür.
Bu bağlamda; anılan geçici 88. maddenin yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanacağı yönündeki açık hükmü karşısında; yasal koşulların varlığı halinde, henüz kesinleşmemiş tüm uyuşmazlıklara uygulanması gereği açıktır.
Bu durumda; 5035 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 88. madde hükmü kapsamında; prim borçlarının KDV iade alacağına mahsubu suretiyle ödenmesinde; işverenlerin mahsup taleplerinin vergi dairesince yerine getirmesine kadarki süre için gecikme zammı uygulanmamasının koşulu; mahsup isteminin, prim ödemeye ilişkin olarak anılan Kanunun 80. maddesinde öngörülen yasal süre içerisinde yapılmış olması ve bunun doğal sonucu olarak da, işverenin talepte bulunduğu tarih itibariyle tahakkuk eden KDV iade alacağının, prim borcunu karşılayacak düzeyde bulunmasıdır.
Diğer taraftan; anılan geçici madde çevresinde, belli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak, işbu gecikme zammı uygulamasından muaf tutulacak işverenler; 4842 sayılı Kanunun 32. maddesi ile 506 sayılı Kanunun 80. maddesine eklenen 2. fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe (=24.04.2003) kadar, KDV iade alacağının prim borçlarına mahsubunu isteyen işverenlerle sınırlı bulunmaktadır.
Somut olayda da, ödeme emrine konu Kurum alacakları yönünden; prim borçlarının, ilgili vergi dairesince işverenin KDV iade alacağından gecikmeli olarak mahsubunun yapıldığı gözetilmek ve bunun nedenleri üzerinde de durulmak suretiyle yukarıda açıklanan esaslar çevresinde gerekli araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre dava konusu istem hakkında hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy