(1086 S. K. m. 381, 388)
Dava: Davacı, davalı Kurumca tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 381. maddesine göre kararın tefhimi, en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. 388. maddenin 4. bendi ise, kararda hüküm sonucunun açıklanmasını öngörmüş, maddenin son fıkrası da hüküm sonucu kısmında istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hüküm, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesini şart koşmuştur.
Mahkeme, hükmün tefhim edildiği 29.09.2004 tarihli oturum tutanağında Talebe bağlı kalınarak bilirkişi raporuna göre isteğin kabulüne karar vermiş ise de, bu tefhimin yasada belirtilen içerik ve açıklıktan mahrum olduğu görülmüştür. Öte yandan dosyanın tetkikinde; üç kişilik bilirkişi kurulundan alınan 20.04.2004 tarihli ilk hesap raporuna davacı vekilinin itirazı üzerine aynı kuruldan mahkemece 25.08.2004 tarihli ek rapor alındığı, ilk rapora göre davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiğinin, ek rapora göre de davacının noksan işçilik bildirmediği ve bu nedenle davanın kabul edilmesi gerektiğinin mütalaa olunduğu her iki raporun birbiriyle açık bir şekilde çeliştiği, mahkemenin hükmün esasını oluşturan kısa kararda bilirkişi raporuna göre isteğin kabulüne karar verirken birbiriyle çelişen bu iki rapordan hangisine dayandığını açıkça belirtmediği görülmüştür. Bu durum hükmün karıştırılması niteliğindedir ve belirtilen usul hükümlerine aykırıdır.
Kaldı ki, mahkemenin davacının talebini kabul ederek bilirkişilerden ek rapor aldıktan sonra, gerekçesini açıklamadan itibar etmediği ilk rapora dönerek hüküm kurması da usul hukuku açısından isabetsiz bulunmuştur.
Taraflar arasında işçilik oranı açısından uyuşmazlık bulunmadığına göre davada çözümlenmesi gereken husus hak ediş ve istihkak kapsamında işlem gören nakliye ve hafriyat bedellerinin asgari işçilik miktarı hesap edilirken düşülüp düşülmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; Konuda uzman bir başka bilirkişi kurulundan yeniden rapor alarak iki rapor arasındaki çelişkiyi gidermek ve denetledikten sonra yukarıda açıklanan usul hükümlerine uygun şekilde bir karar vermekten ibarettir.
Açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy