(1479 S. K. m. 24) (506 S. K. m. 2)
Dava: Davacı Bağ-Kur sigortalılığının 31.12.1982 tarihi itibariyle sona erdiğine, bu tarihten sonra Bağ-Kur'a prim borcu bulunmadığına ve 1982-1991 dönemine ilişkin olarak tahakkuk ettirilen 4.235.000.000.-lira prim borcunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve davalılardan Bağ-Kur Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Arınmış tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağı 1479 Sayılı Kanunun 24 .maddesidir. Anılan maddeye göre; Limited Şirket ortakları ile Anonim Şirket Kurucu Ortakları ve Yönetim Kurulu Üyesi olan ortakları Bağ-Kur sigortalısı sayılırlar.
Dava sonucu bakımından; Anonim Şirket kurucu ortaklığına dayalı Bağ-Kur sigortalılığının 31. 12. 1982 tarihinden itibaren Şirketin ticari faaliyeti sona erdiğinden bahisle bu tarih itibariyle sona erdiğinin tespiti ve bu tarihten sonraki Bağ-kur prim borcunun iptali istemine ilişkindir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden davacının Anonim Şirket kurucu ortaklığından dolayı 24.12.1977 ile 31.10.1991 tarihleri arasında ticaret sicil kaydının bulunduğu ve bu nedenle davalı Bağ-Kurun kendisini Bağ-Kur sigortalısı kabul ederek, resen prim tahakkuk ettirdiği, keza aynı dönem içinde 07.06.1985- 31.12.1985 ve 01.01.1986-31.01.1989 tarihleri arasında davacının zorunlu Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olarak çalıştığı 01.10.1982-01.06.1985 tarihleri arasında Libya'da çalıştığını beyan ettiği anlaşılmaktadır.
Davacının Anonim Şirket kurucu ortaklığına dayalı Bağ-Kur sigortalılığı yönünden; Her ne kadar davacının kurucu ortağı olduğu Anonim Şirketin tüzel kişiliğinin 31. 10. 1991 tarihine kadar devam ettiği Ticaret ve Sanayi Odasının yazısından anlaşılmakta ise de; davacının Anonim Şirketin faaliyetinin 31. 12. 1982'de sona erdiği iddiası, giderek Ticaret ve Sanayi Odası kaydının ortaya koyduğu karinenin aksinin ispatının mümkün bulunması karşısında; öncelikle bu husus ilgili vergi dairelerinden şirket ve davacıya ait tüm kayıtlar ile şirkete ait yasal kayıt ve defterler celbedilmek suretiyle yöntemince araştırılıp irdelenmelidir.
Sonuçta şirketin ticari faaliyetinin sona erdiği tarihte davacının kendi nam ve hesabına çalışması söz konusu olamayacağından. Bağ-Kur sigortalılığının da bu tarih itibariyle sona erdiği kabul edilmelidir. 01.10.1982 tarihinden itibaren Libya da. 07.06.1985 tarihinden itibaren 506 Sayılı Kanun kapsamında hizmet akdine dayalı olarak çalışıp çalışmadığı da yöntemince araştırılmalı ve sonuçta her iki sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışmalarının çakışması halinde; bir kimsenin aynı sürede hem Bağ-Kutlu hem de Sosyal Sigortalar Kurumu Sigortalısı olmasına yürürlükteki yasalar gereği olanak bulunmaması, başka bir ifade ile sosyal güvenlik-sisteminde çifte sigortalılığa yer verilmemesi nedeniyle bu defa davacının Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi çalışmasına ilişkin tüm belgeler ve bu arada özellikle ilgili vergi dairesine verilmiş beyannameler ve diğer belgeler çevresinde baskın çalışmasının hangisi olduğu araştırılmalı ve sonuçta serbest meslek kazancı davacının ekonomik yaşamına etkin ise. Bağ-Kur'lu; aksi halde, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi sigortalı sayılmalıdır.
Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmadan yetersiz delillere dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi ve yine; davacının davaya konu dönem dahilinde olmak üzere 07.06.1985 ile 31.12.1985. 01.01.1986 ile 31.01.1989 tarihleri arasında Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi zorunlu sigortalılığının bulunması giderek çakışan sigortalılığının varlığı halinde, yukarıda da ifade edildiği üzere sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemesi nedeniyle baskın çalışmanın geçtiği sosyal güvenlik kuruluşundaki sigortalılığa itibar edilmesi gereği karşısında, yargılama sonucunda varılacak kararın Sosyal Sigortalar Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmesi itibariyle, davacının bu kuruma husumet yöneltmesi yerinde bulunmasına rağmen yazılı şekilde Sosyal Sigortalar Kurumu hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan bahisle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekili ve davalı Bağ-Kur vekilinin bu yönleri amaçla yan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA. temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine. 07.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy