(506 S. K. m.26) (5521 S. K. m.8) (1475 S. K. m.73) (1086 S. K. m.388, 389, 417, 423) (1136 S. K. m.164/son, 169)
Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün, davacı Avukatı ve davalılardan H.İbrahim Kızıltan tarafından temyiz edilmesi üzerine, Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Davalı H.İbrahim Kızıltan'ın temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hüküm İş Mahkemesinden verilmiştir.5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm 29/12/2003 tarihinde temyiz edene tebliğ edilmiş, temyiz ise 14/01/2004 tarihinde vuku bulmuştur. Şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi geçmiştir.
O halde, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da gözönünde tutularak davalı H.İbrahim Kızıltan'ın temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden REDDİNE,
2- Davacı SSK'nın temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı kanunun 26 maddesi "kusur sorumluluğu ilkesine" dayanmakta olup; davalıların kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kasdı, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılır bir hareketinin varlığı halinde mümkündür.
Maddi olguyu tespit etmek ise hakime ait bir görevdir. Kusurun belirlenmesinde mahkemece, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir. Bundan başka, bu tür davalarda; bilirkişinin kusur durumunu saptarken iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını 1475 sayılı Kanunun 73. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışması gerekir.
Dosyada mevcut iş müfettiş raporunda iş yerine ait tankerdeki arızanın giderilmesi sırasında zararlandırıcı olayın meydana geldiği, SSK müfettiş raporunda ise, mazot almak üzere gelen bir müşteriye ait kamyondaki arızanın giderilmesi sırasında zararlandırıcı olayın meydana geldiği belirtilmiş olup, raporlar arasında maddi olgu bakımından çelişki mevcuttur. Ayrıca mahkemece alınan 06.01.2003 tarihli raporda davalı işveren şirkete %15 oranında kusur izafe edilmesine rağmen hükme dayanak alınan 06.08.2003 tarihli raporda davalı işveren şirkete kusur verilmemesi karşısında raporlar arasındaki açık çelişki giderilmeden davalı işveren şirket hakkındaki davanın reddine dair hüküm kurulmuş olması da isabetli bulunmamıştır. Kuşkusuz kazaya karışan aracın davalı şirkete ait olup, diğer davalının da şirketin işçisi olduğunun saptanması halinde işyeri güvenlik tedbirlerini almayan şirketin belli oranda sorumlu olacağının kabulü gerekir.
Kabule göre de; yargılama giderlerinden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 423, Avukatlık Kanununun 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ilişkin 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak kurulması gerekirken, Avukatlık Kanununun; avukatla iş sahibi arasındaki iç ilişkiyi düzenleyen 164/son maddesine yanlış anlam verilerek, taraflar lehine hükmolunması gereken avukatlık ücretinin; yazılı şekilde davacı vekiline verilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı SSK'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy