(818 S. K. m. 53) (506 S. K. m. 26)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu ölen sigortalıların hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler sebebiyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği biçimde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Özlem Hatiboğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1- Dava iş kazası sonucu vefat eden sigortalıların hak sahiplerine, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri ile yapılan cenaze yardımının 506 s. Yasa 26. maddesi uyarınca davalı işverenlerden rücuan tahsiline ait olup, mahkemece alınan kusur ve hesap raporları uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları sebebiyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu sebeple ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; kamunun yargıya olan güvenin korunmasının bir gereği olduğu gibi, Borçlar Yasasının 53. maddesinde ön görülen kuralında doğal bir sonucudur. Nitekim bu husus, Yargıtay'ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır. Şu durumda hukuk hakimi ceza mahkemesince saptanan maddi olaylarla bağlı olup orada belirlenen kusur oranlarıyla bağlı değildir.
Dava konusu somut olayda 15.11.2002 günlü kusur raporu; değerlendirmesi, kusur dağılımı ile ceza davasında kesinleşen maddi olgu ve iş müfettişince tespit edilen sorumluluk oran ve nedenleri arasında çelişki mevcut olduğundan yetersiz olup hükme esas alınamaz. Mahkemece, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman jeoloji, maden ve kimya dalları mühendislerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden kusur oran ve aidiyeti konusunda mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderici mahiyette rapor alınıp irdelenmeden eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.
2- Davanın kanuni dayanağını oluşturan 506 s. Kanunun 26. maddesindeki halefiyet ilkesinin gereği olarak, Kurumun rücu alacağı; anılan zararlandırıcı sigorta olayı sebebiyle vefat eden sigortalıların destekten yoksun kalan hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi tazminat miktarı ile sınırlıdır.
Somut olaya baktığımızda, iş kazasında hayatını kaybeden sigortalıların hak sahiplerine tazminat talepleri karşılığı işverence ödeme yapıldığı ve ev teslim edildiği iddia edilmekte olup, Mahkemece ibraname bedellerinin tamamı tavan zarardan tenzil edilmiş ise de davalı şirket kayıtlarında dahi yapılan ödemelerin bir kısmının manevi tazminat karşılığı yapıldığı görünmekte olup ödemelerin niteliğine ait araştırma yetersizdir. Öte yandan hak sahiplerine ilişkin olmak üzere yapıldığı beyan edilen evlerin bedellerine ait de hiçbir inceleme yapılmamıştır.
Kurumun rücu alacağını ortadan kaldıracak biçimde, tarafların muvazaaya yol açacak nitelikli adi senet ve benzeri şekillerdeki ibralaşmaları kabul edilemez ise de; mahkeme huzurunda veya varlığı kanuni kanıt oluşturan veya resmi şekil içeren, özellikle de noter nezdinde yapılan harici ödemeler ile benzeri ibralaşmaların, sigortalı veya ölümü halinde hak sahiplerinin gerçek zararlarını oluşturan dış tavan hesabı tüketilinceye kadar her aşamada ileri sürülmesi ve mahsup işleminin yapılarak tavandan düşülmesinin olanaklı bulunduğu Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarındandır.
O durumda mahkemece; evlerin tapuda ve fiilen devir ve tesliminin yapılıp yapılmadığı araştırılarak; tapudaki satış değerinin, bu değere itiraz edildiği taktirde satış tarihindeki gerçek değerinin yöntemince saptanması ile noterde onaylanan ibraname miktarlarının her bir hak sahibi açısından ne kadarının maddi, ne kadarının manevi tazminata, ne kadarının da masraflara mahsuben ödenmiş olduğu hususu taraflardan sorularak gerektiğinde bilirkişi mütalaasına da başvurulmak suretiyle belirlenerek maddi tazminata karşılık olarak verilen meblağın, sigortalının hak sahiplerinin dış tavanından düşülmek ve her bir hak sahibi açısından tavan kontrolü yapılmak suretiyle denetlendikten sonra, tavandan artan miktarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumun bakiye rücu alacağına hükmedilmemesi isabetsizdir.
3- Kabule göre de; Hükme esas alının hesap raporunda hak sahibi eşlerin destek zararının yalnızca aktif dönemle sınırlı tutulduğu, pasif dönemin ise tavan hesabına dahil edilmediği anlaşılmaktadır. Ölümle sonuçlanan sigorta olaylarında, hak sahiplerinin destek zararlarının yalnızca aktif dönemle sınırlı tutulabilmesi için, sigortalının sigorta olayı tarihindeki prim ödeme tarih sayısı ve sigortalılık süresi bakımından yaşlılık aylığından yararlanma koşullarını sağladığının ya da sağlayacağının belirlenmesi gerekir. Hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanıp bağlanmadığının ve bağlanan ölüm aylığının sigortalıların hayattayken ödediği yaşlılık sigortası primleri karşılığı olarak, yaşlılık aylığından dönüşen ölüm aylığı olup olmadığı araştırılmaksızın gerçek zarar tavan hesabına ait raporda pasif dönem için hesaplama yapılmamış olması, ayrıca hak sahibi eşlerin yaşları ve çocuk sayıları gözetilerek bu hak sahipleri için hesaplanan gerçek zarar tavan değerinden, evlenme olasılığı sebebiyle belirlenecek oranda indirim yapılması gereğini gözetmeyen ve ölen sigortalıların erkek çocuklarının yüksek öğrenime devam etme durumunda olup olmadıkları araştırılmaksızın 18 yerine 20 yaşa kadar destekten yararlandırılmaları esasına dayalı hesap raporunun hükme esas alınması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde ilgiliye iadesine, 14.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy