(3201 S. K. m.3, 6) (2709 S. K. m. 60, 153) (1086 S. K. m.76) (506 S. K. m.6)
Davacı, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 11.287.740.050 liranın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşü şart kılan 3. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 12.12.2002 gün ve 36/198 Sayılı Kararı ile iptal edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 gün ve 21-790/61 sayılı kararı ile, borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşün zorunlu olmadığına ve yurda kesin dönüş koşulu yerine getirilmeksizin yapılan borçlanmaların geçerli olduğuna, ancak yurda kesin dönüş yapılıncaya kadar borçlanma hukuken askıya alınarak 3201 Sayılı Yasanın 6. maddesine göre yurda kesin dönüş yapılmadıkça yaşlılık aylığı bağlanamayacağı ve giderek aylığın başlatılmamasına, şayet bağlanmışsa aylığın kesilerek fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarının Kurumca geri istenmesinin mümkün bulunduğu, hukuken askıya alınan yaşlılık aylığının yurda kesin dönüşün gerçekleştiği tarihi takip eden aybaşından itibaren yeniden ödenmeye devam olunması gerektiğinin kararlaştırıldığı ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu bulunduğu Anayasanın 153. maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının; gerekçesi yazılmadan açıklanmasının mümkün bulunmamasına ve Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesine, somut olayda, iptal kararının; inceleme konusu hüküm tarihinden kısa bir süre önce 25.04.2003 gün ve 25089 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış bulunması nedeniyle sigortalının böyle bir iptal kararından haberdar olmamasının doğal bulunmasına ve bu nedenle Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının; maddi anlamda kesinleşmiş hükümler dışında kalan davalar yönünden usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde bulunmasına (Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt:6 Sh:6346), Anayasanın 60. maddesinde "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." hükmünün öngörülmüş bulunmasına, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile sigortalı aleyhine hükümler içeren yasa maddesi ortadan kalktığından, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 25.04.2003 gününden sonra Hukuk usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesi uyarınca yürürlükteki yasaları tatbik etmekle yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay'ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunmasına ve aleyhe bozma yasağının; anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde değerlendirilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı bulunmasına göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve yukarıda özetlenen Hukuk Genel Kurulu Kararı ve özellikle konu ile ilgili, "Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının; usuli kazanılmış hakkın, kanun yoluna başvurma kanun yoluna başvuranların durumunu ağırlaştırmaz kuralının ve aleyhe bozma yasağının istisnasını teşkil ettiğine dair 21.01.2004 gün ve 10-44/19 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararı çerçevesinde davacının borçlanması kabul edilerek borçlanma bedelini yasal süresi içinde Kuruma ödemek suretiyle borçlanılan süre kadar sigortalılık süresi kazandığı ve 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez" hükmünün öngörüldüğü de dikkate alınarak yeniden inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ve özellikle hakkın özüne ilişkin olarak BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy