(2926 S.K M.2, 3, 5, 9, 36) (506 S.K. M.74)
Dava: Davacı, 01.06.1999-01.06.2002 tarihleri arasındaki zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğunun tespiti ile aksine olan Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davacının 01.06.1995-01.06.2002 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Özlem Hatiboğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, prim tevkifatına istinaden 01.06.1999-10.06.2002 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalı olduğunun tespitini talep etmiş, Mahkemece; davanın kabulü ile davacının 01.06.1995-01.06.2002 tarihleri arasında tarım Bağ Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiştir.
2926 sayılı Kanunun 2 ve 3 maddeleri kapsamında kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunanlar, Kurumca öngörülen istisnaya konu edilenler hariç, diğer bir anlatımla yasanın uygulanma tarihinde 50 yaşını dolduran kadınlarla, 55 yaşını ikmal eden erkekler dışındakiler, bakımından tarım Bağ-Kur sigortalılığı zorunlu sigortalılık niteliğindedir.
Öte yandan, aynı Yasanın 5. maddesi hükmüne göre: Yasada öngörülen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı gibi 9. madde ile de, bu Kanun kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurumca resen yapılması emredilmiştir. Bu çerçevede, anılan Kanunun 36 maddesi ( 4956 sayılı Kanun ile mülga ) gereği olarak da, Kurumun prim alacaklarını Bakanlar Kurulu kararıyla ürün bedellerinden tevkif suretiyle tahsili olanaklı kılınmıştır.
İşte bu bağlamda sigorta primlerinin, ürün bedellerinden Bağ-Kur adına tevkif suretiyle, tahsili halinde kişinin yukarda izah edilen 5. maddede yer alan anlamda tescil işleminin bu tevkifat tarihinde gerçekleştiğinin kabulü anılan yasal düzenlemelerin lafzına ve ruhuna uygun olacaktır.
Gerçekten de, tarımda kendi adına bağımsız çalışanlarla ilgili sigorta primlerinin ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek o kişi adına Bağ-Kur hesabına yatırılması suretiyle ödenmesi halinde, kayıt ve tescil için Kuruma başvuru olmasa dahi belirtilen biçimdeki prim ödeme işleminin tarımda kendi adına bağımsız çalışan kişinin kayıt ve tescil konusundaki iradesini ortaya koyduğunun kanıtı olarak kabulü ile Bağ-Kur'un iş bu primleri tahsil etmesine rağmen, sigortalıyı o tarih itibariyle resen kayıt ve tescil etmemesi yasanın kendisine yüklediği bu mükellefiyete açık bir aykırılık oluşturur ki, bu bağlamda davalı Kurumun Yasa ile kendisine yüklenen resen tescil görevini yerine getirmemesinin sonuçlarının sigortalıya yükletilmesi olgusu Medeni Kanunun 2. maddesinde tarifini bulan evrensel objektif iyi niyet kuralı ile bağdaştırılamaz.
Dosyadaki bilgi ve belgelerle somut olaya bu açıdan bakıldığında, yerel mahkemenin kabul gerekçesinde herhangi bir isabetsizlik yok ise de, mahkemece yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Davacının gerçek ve fiili anlamda tarımsal faaliyeti bulunup bulunmadığı ve bunun ne kadar süre devam ettiğini 2926 sayılı Kanunun 10. maddesi çerçevesinde yeterince araştırılmamıştır. Mahkemece; öncelikle davacıya ait nüfus kaydının celbi ile; tütün teslimlerinin davacı tarafından yapılıp yapılmadığı belirlenecek ayrıntılı kimlik bilgileri ile sorgulanmalıdır. Özellikle davacının 1998 yılında tam yıl 506 sayılı kanuna tabi zorunlu sigortalı olarak bildirilmesi nedeni ile 1996-2002 yılları arasında davacı adına teslim edilen ürünlerin kimin tarafından ve nasıl yetiştirildiği, teslim edilen ürün miktarı gözetilerek davacının bu miktarda ürün yetiştirecek kadar arazi üzerinde mülkiyeti veya fiili tasarrufu olup olmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca; davacının ne zamandan beri köyde oturduğu, kendi mülkünde veya miras yolu ile elde ettiği mülkte mi yoksa ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde mi tarımsal faaliyette bulunduğu, tarımsal faaliyete ara verip vermediği, hangi tür ürünler ektiği, ne kadar ürün elde ederek nerelere sattığı, hayvanı olup olmadığı, pancar, tütün, yağlı tohumlar ve tarım kredi kooperatifleri kaydının başlangıç ve bitiş tarihleri, ortalama gelirinin ne kadar olduğu ve geçimini sağlamaya yetip yetmeyeceği, doğrudan gelir desteği alıp almadığı, zirai kredi kullanıp kullanmadığı hususları muhtardan, tapu idaresi gibi ilgili kurumlardan sorulmadan ve zabıta marifetiyle araştırılmadan, gerekirse keşif yapılmak suretiyle belirlenmeden hüküm kurulması isabetsizdir.
Öte yandan; dosya içerisinde mevcut hizmet cetvelinden davacının tespitine karar verilen süre ile çakışan 506 sayılı kanuna tabi zorunlu sigortalı hizmetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Hukuk düzenimiz çifte sigortalılığa cevaz vermediğinden; 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalı olarak geçen hizmetinin dışlanması gerektiği de gözetilmeden karar verilmiştir.
Ayrıca; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 74. maddesi uyarınca; "Kanunu Medeni ile muayyen hükümler mahfuz olmak üzere hakim her iki tarafın iddia ve müdafaalarıyla mukayyet olup ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez". Somut olayda; dava dilekçesinde 1999-2002 tarihleri arasına ilişkin tespit talebinde bulunulmasına rağmen mahkemece anılan maddede düzenlenen taleple bağlılık ilkesinin ihlali ile tespit talebi dışı bırakılan süreleri kapsayacak şekilde kabul kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy