(1475 S. K. m. 73) (4857 S. K. m. 77) (506 S. K. m. 26)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurumun temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalı Zekeriya'nın temyiz itirazlarına gelince;
Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının davalı işverenden 506 sayılı Kanunun 26. maddesi gereğince rücuan tahsili istemine ilişkin olup, Mahkemece, meydana gelen iş kazasında davalıyı % 100 kusurlu kabul eden bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulmuştur. Dosya içeriğinden, davalıya ait akaryakıt istasyonunda çalışan kazalının, 25.07.1998 tarihinde yıkama kanalında kamyon yıkarken sıcak su makinasındaki kaçak nedeniyle elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdiği anlaşılmaktadır. İş kazası üzerine Yenice Asliye Ceza Mahkemesine açılan dava sırasında düzenlenen 07.12.1998 tarihli bilirkişi raporunda davalının % 25, kazalının % 50 oranında kusurlu olduğu, % 25 oranında da işi kanıksama ve kaçınılmazlığın bulunduğu, 29.12.1998 tarihli diğer bilirkişi raporunda davalının % 25, kazalının % 75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş ve davalı işveren % 25 oranındaki kusurundan dolayı cezalandırılmıştır. İş Mahkemesince görülen işbu davada alınan 31.03.2003 tarihli ilk bilirkişi raporunda ise davalının % 62,5, kazalının % 37,5 oranında kusurlu olduğu saptanmıştır. Bilindiği gibi Borçlar Kanununun 53. maddesinde hukuk hakiminin ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olduğuna ilişkin herhangi bir açıklık yoksa da, "maddi olgularla bağlılık ilkesi" öğretinin ve uygulamanın getirdiği ve benimsediği bir ilke olup, bunun temelinde Mahkemelere güven duygusu vardır.
Dava konusu somut olayda, iş kazasının meydana gelmesinde sigortalının kusurunun varlığına ilişkin, özellikle kesinleşen ceza kararına göre maddi olgu gerçekleştiğinden sigortalının az dahi olsa kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, kusur raporlarının 506 sayılı Kanunun 26., 1475 sayılı Kanunun 73., 4857 sayılı Kanunun 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gereği, iş yerinde iş güvenliği tedbirlerini alma ve bu tedbirlere uyulması için gerekli eğitim ve denetim yetki ve sorumluluğunun işverenlere ve bu bağlamda olayın oluş biçimine göre baskın kusurun da kuşkusuz davalıya ait olduğu gerçeği gözönünde bulundurularak, sigortalı ve davalı işverenin kusur oranlarının gerçeğe uygun olarak tespiti ve bu konudaki çelişkinin giderilmesi için iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman bilirkişiler kurulundan yöntemince düzenlenmiş kusur raporu alınması gerekirken, Mahkemece, işvereni tamamen kusurlu kabul eden 20.05.2003 ve 10.02.2004 tarihli raporların hükme dayanak yapılması isabetsizdir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy