(506 S. K. m. 79, Ek m. 13) (1593 S. K. m. 1)
Dava: Davacı, davalının murisine ait işyerinde 1985/2. döneminden 1997/2. dönemine kadar kesintisiz olarak geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Arınmış tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, tarafların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, hukuki nitelikçe; davacının 30.04.1985-05.08.1997 döneminde; davalı Kerope Çilingir murisine ait genelevde genel kadın olarak sürekli çalıştığı ancak Kuruma bildirilmediğinden bahisle bu çalışma süresinin tespiti istemine ilişkin olup, Mahkeme 01.02.1994 tarihi öncesine ilişkin hizmet süresi için hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.
506 sayılı Kanun'a 2167 sayılı Kanun'la eklenen Ek 13. madde hükmüne göre, 1593 sayılı Kanun'da belirtilen genel kadınlar bir başka ifade ile genel evlerde çalışan ve tescil edilmiş bulunan kadınlar, anılan yasanın yürürlüğe girdiği 11.07.1978 tarihi itibariyle Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına alınarak, Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi zorunlu sigortalı sayılmışlardır.
Hal böyle olunca da; ek 13. Madde kapsamındaki genel kadınlar; 11.07.1978 tarihinden sonrasına ( bu tarih dahil ) ilişkin olmak üzere; Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine yönelik olarak, aynı Kanunun 79/10. Maddesi kapsamında dava açma hakkına sahiptirler.
Ne ki, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin bu davanın; hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak hak düşürücü süre niteliğindeki 5 yıllık süre içerisinde açılması gerekmektedir.
Somut olayda; davacının, 1593 sayılı Kanuna göre genel kadın olarak tescili 30.04.1984 tarihi itibariyle yapılmışsa da, tespite konu dönem dahilinde olmak üzere aynı işverene ait 31003088 işyeri sicil nolu genelevde 01.02.1994 tarihinde işe girişine dair işe giriş bildirgesi Kuruma verilmiş ve 01.02.1994-05.08.1997 döneminde bu işyerinden Kuruma kısmı bildirimler yapılarak primleri ödenmiştir.
Bu yönde; Ek 13. madde kapsamındaki çalışma ilişkisinin işe giriş bildirgesinden önce başlayıp, işe giriş bildirgesinin verilmesiyle birlikte kesintisiz biçimde sürmesi, bir başka anlatımla blok çalışmanın varlığı halinde, 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, blok çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınmalıdır.
Ancak, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki dönemde geçen çalışmasının kesintisiz biçimde devam edip etmediği hususu İstanbul Belediye Başkanlığı'nın 16.11.2000 tarihli cevabi yazısı içeriği de gözetilmek suretiyle yöntemince ve gereğince araştırılarak sonucuna göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği irdelenmelidir.
Diğer taraftan, sigortalının aynı işverenin değişik işyerlerinde ara vermeksizin sürekli biçimde çalışması durumunda, 5 yıllık hak düşürücü sürenin sigortalının işverene ait son işyerinden ayrıldığı yılın sonundan itibaren işlemeye başlaması gereği açıktır.
Yine, davacının, aynı işverenin değişik işyerlerinde ara vermeksizin sürekli biçimde çalışma olgusunun araştırılıp irdelenmesinde, doğum öncesi yada sonrasında sigortalıların ücretsiz izne ayrılmaları durumunda; ücretsiz izin süresinin hakkın kötüye kullanılmasına olanak bırakmayacak makûl ölçüler dahilinde bulunması koşuluyla ücretsiz izne ayrılmanın hizmet akdinin feshini gerektirmeyeceği giderek bu sürede hizmet akdinin askıda bulunduğuna ilişkin hukuki esas da göz önünde tutulmalıdır.
Öte yandan, tespite konu süre dahilinde olmak üzere, aynı işverene ait işyerinde 1997 yılının 2. döneminde geçen, ancak, Kuruma bildirilerek primleri ödenen çalışma süresinin tespitinde, davacı sigortalının hukuki yararının bulunmadığı da söz götürmez.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslara aykırı biçimde eksik araştırma ve inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.01.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy