(3201 S. K. m. 3)
Dava: Davacı, 03.05.1997 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile yaşlılık aylıklarına hak kazandığı tarihten itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Arınmış tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 3201 sayılı Yasa uyarınca yurtdışı hizmet borçlanmasına atfen davacıya 01.07.1996 tarihinde Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylığının, yurtdışındaki çalışmalarının 07.06.1996'dan 30.05.1997 tarihine kadar devam etmiş olduğu ve yurda kesin dönüş yapmadığı gerekçesi ile iptal edilmesi ve 01.07.1996 ile 18.01.2000 tarihleri arası ödenen aylıkların borç kaydedilmesi üzerine, bu defa yurda kesin dönüş yaptığı 05.09.1997 tarihi itibariyle, olmadığı takdirde de, 26.01.2000 tarihi itibariyle; emekliliğe yeniden hak kazandığının tespit edilmesi istemiyle açılan ilk dava, İzmir 4.İş Mahkemesinin 16.05.2001 gün ve 2000/308 Esas-2001/290 sayılı Kararıyla red edilmiş ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Bilindiği gibi 3201 sayılı Yasanın yurtdışı hizmet borçlanmasında öngördüğü, yurda kesin dönüşü şart kılan 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "yurda kesin dönüş yapanlar kesin dönüş tarihlerinden itibaren" sözcükleri ile 2. fıkrası Anayasaya aykırı bulunarak, Anayasa Mahkemesinin 12.12.2002 gün 2000/36 ve 2002/198 sayılı Kararı ile iptal edilmiş ve karar 25.04.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Anılan iptal kararının davacı lehine ve kamu düzeninden bulunması sebebiyle geçmişe yürüyeceği ve o nedenle de elde olan ( derdest ) tüm davalarda uygulanma yeri bulunduğunu öngören Dairemizce de benimsenen Hukuk Genel Kurul kararında yer alan hukuksal gereklilik karşısında davacının 3201 sayılı Kanuna dayalı borçlanmasının tasfiye edilip edilmediğinin yöntemince araştırılarak anılan borçlanmanın geçerliliğini korumakta olup olmadığının tartışılması gereği vardır.
Zira, her ne kadar aynı konuda açılan iş bu dava dahi kesin hükmün varlığından bahisle red ile sonuçlanmış ise de davada karara dayanak yapılan İzmir 4.İş Mahkemesinin bahsi geçen o ilk davaya ilişkin önceki kararında borçlanmanın geçersizliğine dair maddi anlamda kesin hüküm yoktur. Ne ki o davada, dava dilekçesindeki istem gözetildiğinde, davanın 01.10.1997 ile 26.01.2000 dönemi için "yaşlılık aylığına hak kazanmadığı" hususunda "kesin hüküm" oluştuğundan; Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda, borçlanmanın tasfiye edilmemiş ve halen geçerli bulunduğunun saptanması durumunda, davacının 01.02.2000 tarihinden başlayarak yurda kesin dönüş yapma koşulunun da gerçekleştiği gözetilerek 3201 sayılı Yasaya göre yaşlılık aylığına hak kazandığının kabulünde yasal zorunluluk vardır.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.01.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy