(506 S. K. m. 2, 79)
Dava: Davacı, davalı işverene ait işyerinde 01.04.1996 tarihinden itibaren sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. Eser tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Mahkemece, davacının, davalılardan işverene ait işyerinde 01.04.1996-26.02.2003 tarihleri arasında part-time olarak günde 3 saat çalıştığının kabulü ile ayda 12 gün üzerinden toplam 996 gün hizmet akdiyle çalıştığı esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 2.maddesi hükmüne göre; bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan kimse anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılır. Bir başka anlatımla, sigortalı ile işveren arasındaki iş ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerekir.
Hizmet akdinin belirleyici özelliği ise zaman ve bağımlılık unsurlarıdır. Bu çerçevede, belirli ya da belirsiz bir sürede iş gücünü sunan kimse (sigortalı) ile bunu kabul eden kimse ya da kimseler arasındaki iş ilişkisini hizmet akdi olarak tanımlamak mümkündür. Bağımlılık unsurunun varlığı için de, işverenin çalışanı denetleme ve isteğine göre sigortalıya iş edimini yaptırma gücünün varlığı şarttır.
Davacı avukat olup, 16.07.1991 tarihinden itibaren serbest meslek faaliyetinden dolayı Mithatpaşa vergi dairesinde gelir vergisi mükellefi olduğu, bu mükellefiyetin halen devam ettiği; 14.06.2000-15.12.2000 tarihleri arası dönemde davalı işyerinden sigorta bildirimlerinin yapıldığı ve primlerinin ödendiği; davacıya ait Ankara Barosundaki özlük dosyası incelendiğinde, 23.12.1997 ve 13.01.1999 tarihli dilekçeleri ile serbest avukat olarak çalıştığını belirterek buna ilişkin yazı istediği, serbest meslek faaliyeti kapsamında çalıştığı avukatlık bürosu olup, başka kişilerin davalarını avukat olarak takip ettiği, 10.05.2001, 01.03.2003 tarihli dilekçeleri ile 506 sayılı Yasanın 86. maddesi kapsamında topluluk sigortasına tabi olmak istediği anlaşılmaktadır.
Somut olayda; iddia konusunda bilgi sahibi olabilecek kişiler gerekirse resen saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli, davacının işverene ait işyerinde hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık koşulu gerçekleşecek biçimde çalışıp çalışmadığı, ücretin ne şekilde ödendiği, çalışma saatleri konusunda ayrıntılı ve somut bilgiye dayalı beyanları tespit edilmeli, tanık sözleri değerlendirilirken verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren, işçi ve işyeri ile ilişkileri, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmelidir. Davacının serbest meslek faaliyetinden dolayı gelir vergisi mükellefi olduğu, topluluk sigortasına tabi olduğu süreler, serbest avukatlık bürosu nedeniyle vekalet akdine dayalı yaptığı işlemler, davalı işverene ait işyerinin kapsamı ve karşılaştığı uyuşmazlıkların hizmet akdine dayalı avukat çalıştırılmasını gerektirip gerektirmeyeceği araştırıldıktan ve toplanan deliller birlikte değerlendirildikten sonra hasıl olacak kanaate göre karar verilmesi gerekir.
2- Kabule göre de; 14.06.2000-15.12.2000 tarihleri arası dönemde bildirilen sürelerin dışlanması gerektiğinin gözetilmemesi usule ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan araştırmalar yapılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.01.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy