(506 S. K. m. 9, 10, 26) (818 S. K. m. 43, 44, 51)
Dava: Davacı, trafik iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın konusu kalmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ayşe Barutcu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava hukuki nitelikçe; 14.08.2000 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının yasal faizi ile birlikte davalılar işveren şirket ile sürücülerden rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Öncelikle, her ne kadar, davanın açılmasından sonra 01.03.2004 tarihinde asıl alacak tutarı davalılardan işveren şirket tarafından Kuruma ödenmişse de, davalı tarafça; asıl alacağı yanında davaya konu asıl alacağı gelirler için onay, masraflar için ödeme tarihlerinden 01.03.2004 tarihine kadarki süre bakımından yürütülmesi gereken işlemiş yasal faize ilişkin Kurum talebinin kabul edilmeyerek bu yönde herhangi bir ödeme yapılmaması karşısında artık; davanın tümü ile konusuz kaldığından söz edilmesinin mümkün bulunmaması karşısında; mahkemece, yargılamaya devam edilmeyerek davanın konusuz kaldığından bahisle karar ittihazına yer olmadığı yolunda hüküm kurulması, bu bağlamda davaya konu yasal faiz istemine ilişkin olarak olumlu olumsuz yönde herhangi bir karar verilmemiş olması isabetsizdir.
Davanın yasal dayanağı, davalı işveren şirket yönünden 506 sayılı Kanunun 9, 10 ve 26. maddeleri, davalı sürücüler yönünden ise, aynı Kanunun 26/2 maddesi olup, zararlandırıcı sigorta olayının zincirleme trafik kazası şeklinde meydana gelmesi giderek aynı kazada sigortalı dışında başka kişilerin de zarara uğraması karşısında, özelikle davalı sürücülerden Turgut ve Adem yönünden; sigortalı Mesut'un sürekli iş göremezlik durumuna girmesinde uygun neden-sonuç bağı içinde hukuka aykırı eylemlerinin bulunup bulunmadığı hususu üzerinde durulmak ve davalı sürücüler hakkındaki ceza davasında alınan kesinleşmiş mahkumiyet kararıyla saptanan maddi olguların hukuk hakimi yönünden bağlayıcılığı ile davalılardan Turgut ve Adem'in eylemi ile sigortalının yaralanması arasında illiyet bağının bulunması koşuluyla ceza davasında kusurlu bulunarak mahkum olan tüm sürücülere trafik iş kazasının vukuunda kusur verilmesi gereği de göz önünde tutulmak suretiyle, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı ile trafik konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden kusur oran ve aideti konusunda kusur raporu alınmalıdır.
Diğer taraftan, davalı işveren şirket yönünden; davanın yasal dayanaklarından olan ve 506 sayılı Kanunun 26. maddesine göre uygulanma önceliğine sahip bulunan aynı Yasanın 9 ve 10. maddesinin, sigortalının işyerinde işe başlama tarihine göre, 4447 sayılı Kanunla değişik hükmü çerçevesinde anılan maddede öngörülen koşulların varlığı yöntemince ve gereğince araştırılıp, irdelenmelidir.
Yine, davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun 10 ve özellikle 26. maddesindeki ardalık (halefiyet) ilkesi uyarınca Kurumun rücu alacağı; sigortalının tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi tazminat miktarıyla sınırlı olduğu gibi davalılar istemese dahi yasa gereği ve hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle mahkemece; davalıların 10 ve 26. maddesi gereğince sorumlu oldukları tazminat miktarlarının ayrı ayrı belirlenmesindeki yasal zorunluluk karşısında; sigortalının gerçek zarar tavanın bu çerçevede belirlenmesi konusunda ehil bilirkişiden hesap raporu alınmalıdır.
Bu yönde; davalı işverenin 506 sayılı Kanunun 10. maddesine dayalı sorumluluğu kusursuzluk ilkesine dayanmakta olup, zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda işverenin kusuru bulunmasa dahi şayet; sigortalının işe girişi yasal süresinde Kuruma bildirilmemişse ve sigorta olayı da iş bu yasal sürenin geçmesinden sonra meydana gelmişse; Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10. maddeye göre sorumlu tutulması gereken işveren yönünden dış tavan hesabı yapılmasında; kusur durumu gözetilmeksizin belirlenecek gerçek zarar tavan değerinden işverenin kusursuzluğu nedeniyle BK. 43 ve 44. maddeleri gereğince, %50 oranından az olmamak suretiyle indirim uygulanmalıdır.
Şüphesiz, davanın Borçlar Kanunu'nun 51. maddesinde düzenlenen teselsül hükümlerine göre açılması itibariyle de, birlikte sorumlu olanların müşterek kusurla hareket etmiş olmaları nedeniyle, kusurlu 3. kişiler; 506 sayılı Kanunun 26/2 maddesine uygun olarak kusur sorumluluğu dahilinde belirlenen tavan değerinden müteselsilen sorumlu olacakları gibi, Kurumun nihai alacağının da iş bu tavanların birleşiminden oluşan tek değere göre belirlenmesi gerekecektir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy