(506 S. K. m. 26, 87)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davacı Avukatı ve davalılardan Ali Cemal Ardıç ile Halil İbrahim Erdoğan tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mustafa Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava; iş kazası ve sürekli işgöremezlik nedeniyle sigortalıya Kurumca yapılan Sosyal Sigorta yardımlarının 506 sayılı Yasanın 26. ve diğer maddelerine göre tahsili istemine ilişkindir. Mahkeme, kazaya konu inşaatın malikleri olan davalı Güngör ve Yaşar'ı kusursuz sayan, sigortalı işverenleri ve işin mütahiti olarak nitelendirilen diğer davalılar Ali Cemal ve Halil İbrahim'i %70 ve sigortalıyı %30 kusurlu bulan bilirkişi raporlarına dayanarak Güngör ve Yaşar hakkındaki davanın reddine diğer iki davalıya yönelik davanın ise talep gibi kabulüne karar vermiştir.
Zararlandırıcı sigorta olayı; 14.04.1995 tarihinde 2.40 metre yüksekliğindeki kolon kalıp tahtasının motorlu testere ile kesilmesi sırasında kazalının tahta merdivenden düşmesi ve bu esnada testere ile kolunun kesilmesi şeklinde gerçekleşmiştir.
Dosya içeriğinden; kazaya konu inşaat işyerinin 16 ada 44 parselde davalılar Güngör ve Yaşar adına kurumda 1021147 sicil numarası ile tescilli olduğu, yine kazalının diğer davalılar ortaklığında bulunan 1012724 sicil sayılı başka bir işyerinde 01.02.1995 tarihinden beri sigortalı olduğu, kazaya konu işyerinden her hangi bir bildirimin yapılmadığı ve burada işe başladığı gün kazaya maruz kaldığı arsa maliklerinin savunmalarının inşaatın müteahhide verildiğine yönelik bulunduğu, oysa davalı Güngör'ün işveren sıfatıyla verdiği müfettiş ifadesinde kazalının diğer davalı Ali Cemal yanında sigortalı olması ve geçici olarak çalışması nedeniyle sigortasının yapılmadığı ayrıca açılmış ceza davası bulunduğunu beyan ettiği, Kurum cevabi yazısında arsa malikleri ile diğer davalılar arasında yazılı bir sözleşmenin bulunmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Davada öncelikle halledilmesi gereken sorun, işverenlik sıfatının hangi davalı ya da davalılara ait olduğunun ve arsa maliki davalılar ile diğer iki davalı arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifade ile asıl işveren-taşeron ilişkisi olup olmadığının saptanması hususudur.
506 sayılı Yasanın 87. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.
Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin, işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip bulunması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırması gerekir. İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının, bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatına haiz olunulmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenlerde asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise; asıl işverenden istenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması, bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunulmasıdır.
Mahkemece yapılacak iş, ilgili ceza dosyasının getirilmesi varsa, taşeronluk sözleşmesinin ibrazı için taraflara süre verilmesi, aksi takdirde taraf tanıkların dinlenerek işverenlik sıfatının ve taşeronluk ilişkisinin yukarda belirtilen ilke ve esaslar çerçevesinde irdelenip belirlenmesi, asıl işveren-taşeron ilişkisinin varlığı halinde asıl işverenin taşeronun kusur payından sorumlu olacağının gözetilmesi, daha sonra uzman bilirkişi heyetinden kusur oran ve aidiyetlerinin saptanması yönünde kusur rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece, belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ile davalılar Ali Cemal Ardıç ve Halil İbrahim Erdoğan'ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy