(818 S. K. m. 18) (506 S. K. m. 80)
Davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu prim borçlarının tahsiline yönelik Kurum işleminin iptaline kara verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A.E. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Sosyal Sigortalar Kurumu, karşılıklı hak ve yükümlülükler bahşeden sigortalılık ilişkisi içerisinde, sigortalılara yasada öngörülen sigorta haklarını sağlamakla görevlidir. Kaynağını Anayasadan alan sosyal güvenlik hakkı tarihsel süreç içerisinde çalışanların insanca yaşama hak ve onurunu sağlamak amacıyla uzun uğraşlar sonucu elde edilmiş kamusal nitelikte vazgeçilemez bir haktır. Kurum yasasına göre sigortalılar yönünden hak teşkil eden, sosyal sigorta yardımlarını yapabilmek amacıyla özellikle finansal kaynağını sair gelirler yanında işverenlerden ve çalışanlardan tahsil edileceği primlerle oluşturmak durumunda olduğundan Türk sigorta sisteminin prim esasına dayandığı yadsınamaz. Bu beyanda 506 sayılı ve 6183 sayılı Kanunlar Kurum alacağın takip ve tahsili konusunda Kurumun görev ve yetkilerinin açıkça belirlemiş bulunmaktadır.
Somut olaya gelince; konuya bu yasal düzenlemeler çerçevesinde bakarsak; Davacı Ç. Ltd. Şti'nin dava konusu işyerini, 04.01.2000 tarihinde T. A.Ş.'den satın aldığı, ancak unvan ve faaliyet alanına göre asıl işin çinko ve bakır üretim ve işletmeciliği olduğu halde, görünürdeki duruma göre işyerindeki makine ve büroları kiraya vererek faaliyet alanına uygun iş yapmadığı; bu işyerinin, satın alınmasından önce süregelen hukuki ilişki içinde E. Ltd. Şti tarafından kiracı sıfatıyla işletildiği, davacı şirketinde kira geliri ile yetindiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacı ile kiracı E. Ltd. Şti. arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; varılan bu sonucun eksik incelemeye dayandığı anlaşılmaktadır. Zira davalı kurumun muvazaa yönündeki araştırma istemi ve davadaki savunmaları yeterince irdelenmeden soyut olarak dava dilekçesi doğrultusunda karar verilmiş olması, isabetsiz bulunmuştur. Nitekim Kurum, iptali istenen işlemine dayanak olarak davacı şirketin işveren sıfatını taşıdığını, o nedenle de kira ilişkisinin gerçeği yansıtmadığını savunarak yargılama aşamalarında da bu savını sürdürmüştür.
Şu hale göre, mahkemece yapılacak iş, muvazaa kavramı üzerinde durularak işyerinin fiilen hangi işverence çalıştırıldığı, bunlara ait işyeri kayıtları ve Kurum kayıtları celp edilerek belirlenmelidir. Davacı şirket ve kiracı şirket yönünden işyerinde çalışan işçilerin kimlikleri belirlenmeli, keza; işveren vekili ve temsilcisi konumundaki kişiler ile şirket ortaklarının kimlikleri, ticaret sicil kayıtlan ile işyeri kayıtları celp edilerek belirlenmeli, devir ve kira işlemleri öncesi ile sonrasında aynı işçilerin ve işveren vekillerinin çalışıp çalışmadığı, bu suretle hukuki işlemlerde bir muvazaa olup olmadığı konusu üzerinde durulmalı, buna ilişkin deliller araştırılmalı ve muvazaanın varlığı halinde, davacı şirketin işveren olarak prim borcundan sorumluluğu söz konusu olacağından davanın reddine, aksi halde ise, şimdiki gibi davanın kabulüne karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda araştırma yapılarak varılacak sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar vermesi isabetsizdir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy