(506 S. K. m. 80, 88) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Davacı, ödeme emrinin iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Uyuşmazlık, Kurumca belirlenen prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle ödenmesi durumunda hangi koşullarda gecikme zammı tahakkuk ettirileceği noktasında toplanmaktadır. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanuna 5035 sayılı Kanunla eklenen ve 02.01.2004 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren geçici 88 inci madde olup anılan madde 4842 sayılı Kanunun 32 inci maddesi ile 80 inci maddeye eklenen ikinci fıkranın yürürlüğe girdiği 24.04.2003 tarihine kadar katma değer vergisi iade alacağının prim borçlarına mahsubunu isteyen işverenler (mükellefler) hakkında, vergi dairesine süresinde başvurmuş olmaları kaydıyla, katma değer vergisi mevzuatına göre yapılan mahsup talepleri yerine getirilinceye kadar geçen süre için gecikme zammı uygulanmaz.... hükmünü taşımaktadır. Öte yandan başvuru süresi yönünden Kanunun 80 inci maddesinde öngörülen en geç ertesi ayın sonu sözcüklerinin esas alınması gereği de açıktır. Somut olayda, davacı şirketin mahsup işlemi için davalı vergi dairesine 2001 yılının Temmuz ve Ağustos aylarına ait prim borçları yönünden yasal süresinde, 2001 yılının Ocak ayına ait prim borcu yönünden ise, yasal süresi geçtikten sonra 09.04.2001 tarihinde başvurduğu, böylelikle Ocak ayı için Kurumca gerçekleştirilen gecikme zammı tahakkuku işleminin yerinde olduğu anlaşıldığından, yalnızca 8 inci ve 9 uncu aylar yönünden borçlu bulunmadığının tespitine yönelik karar verilmesi gerekirken; Mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu istemin aynen hüküm altına alınması isabetsiz olduğu gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 419 uncu maddesinde yazılı olan aleyhlerinde hüküm verilenler birden çok ise yargılama giderleri davadaki ilgilerine göre bölüştürülür ve kendileri müteselsilen (zincirleme olarak) sorumlu sayılabilir hükmüne aykırı olarak, yargılama giderlerinin ve davacı yararına belirlenen avukatlık ücretinin yalnızca davalı vergi dairesine yüklenmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu aykırılıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438 inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Gerekçeli kararın hüküm bölümünün silinerek yerine;
1- Davanın kısmen kabulüne,
2- Davacının davalı Kuruma 4.661.999.404 lira borçlu bulunmadığının tespitine ve 26.06.2003 tarihli, 155392 sayılı ödemeye çağrı mektubunun anılan tutar yönünden iptaline,
3- Dava, taraf avukatları tarafından takip edildiğinden; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince, 560.000.000 lira avukatlık ücretinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya, reddedilen miktar üzerinden maktu 350.000.000 lira avukatlık ücretinin de davacıdan alınarak eşit olarak davalılara verilmesine,
4- Davacı tarafça karşılanan 97.500.000 lira yargılama giderinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya geri verilmesine, 10.500.000 lira yargılama giderinin ise, davacı üzerinde bırakılmasına,
5- 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince belirlenen 27.100.000 lira karar ve ilam harcından, dava açılırken peşin olarak yatırılan 15.760.000 lira harcın mahsubu ile, geriye kalan 11.340.000 liranın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 07.07.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy