(1086 S. K. m. 187)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalılardan ... Metal Pres Döküm A.Ş. Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dosya kapsamına göre, sigortalının 20.07.1993 ile 17.11.1994 tarihlerinde iki ayrı iş kazası geçirdiği, Kurum vekilinin 14.06.2004 tarihli celsede kaza tarihinin dava dilekçesinde yanlışlıkla 17.11.1994 olarak belirtildiğini, aslında bunun doğrusunun 20.07.1993 olması gerektiğini ifade ederek maddi hataya ilişkin bu yanlışlığın düzeltilmesini istediği;
Davaya konu teşkil eden ve sigortalının sıcak kamara makinasındaki potaya zamak atma işini yaptığı sırada potanın kapağı olmadığı için, sıcak zamak parçacıklarının fırlaması sonucu gözünden yaralanması şeklinde gelişen 20.07.1993 tarihli olayla davalı İbrahim'in ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekten bu olaydan sonra 17.11.1994 de gerçekleşen bir başka iş kazasında davalı İbrahim ...'un kalp makinasında sigortalı ile birlikte çalışırken yanlışlıkla açma düğmesi yerine kapama düğmesine basması sonucu sigortalının elinin yaralandığı, ancak, bu olayın dava konusu edilmediği, esasen bu olay dolayısıyla davalı sigortalının maluliyetinin belirlenmediği gibi kendisine gelir de bağlanmadığı, %44,2 oranındaki sürekli iş göremezliğin, dava konusu olaya bağlı olarak" sağ gözde oluşan kimyasal yanık"tan kaynaklandığının gelir bağlama kararında açıkça ifade edildiği, hal böyle olunca dava konusu 20.07.1993 tarihli ve sigortalıyı %44,2 oranında sürekli iş göremez duruma sokan ilk iş kazası ile davalı İbrahim ...'un ilgisinin bulunmadığı, bunun sonucu olarak iş bu davada davalı olma sıfatının mevcut olmadığı anlaşılmıştır.
Dairemiz ilk bozma kararında, iki ayrı iş kazasından bahisle, davanın hangi olaya dayandığının tespitini istediği ve bozmadan sonraki yargılamada davacı vekili davanın 20.07.1993 tarihli olayla ilgili olduğunu beyan ettiği halde davalıların bu olaydaki sorumluluklarının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur. Bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu usul hukuku değil, dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk meselesidir. Bir davanın tarafları o davada gerçekten taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme dava konusu hakkın esasına girip karar veremez. Davayı sıfat yokluğundan reddetmesi gerekir. Davacı olma sıfatı dava konusu hakkın sahibine davalı sıfatı ise sübjektif hak kendisinden istenebilecek kişiye aittir. Kuşkusuz bu hak sözleşmeden veya kanundan doğabilir. Sıfat konusu usulün 187. maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığı için davanın her safhasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkemece de resen incelenerek karara bağlanır. Sıfat yokluğu halinde, dava usulden değil esastan reddedilmelidir. Sıfat konusu dava şartıdır. Hakimin dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişilerin taraf sıfatına sahip olup olmadıklarını resen gözetmesi ve bu konuda taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları da araştırıp tartışması gerekir. Kaldı ki davalı İbrahim' in sorumluluğuna dair verilen iş bu karar, diğer davalı işveren şirketin hak alanını yakından ilgilendirmekte ve hükmü temyiz eden şirket yönünden bu isabetsizlik bir bozma sebebi teşkil etmektedir.
Açıklanan bu sebeplerle, davalı İbrahim hakkındaki davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi, hükme dayanak yapılan kusur raporunun yanılgıya dayandığı ve dava konusu olayla ilgisinin bulunmadığı, dava konusu olayla ilgili olarak daha önce sigortalı tarafından davalı işveren şirkete karşı açılan tazminat davasında hükme esas alınan kusur ve hesap raporlarının uygunluğu denetlendikten sonra, halefiyet kuralı gereğince tazminat davasında kesinleşen kusur ve tavan tazminat miktarına göre talep hakkında hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı işverenin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy